Video Foto Galeri Yazarlar
17.7.2018 - Salı

Şüheda DEMİR

YİTİKLERİMİZ – İÇİ BOŞALTILANLAR

8 Ocak 2018 11:59
A
a
YİTİKLERİMİZ – İÇİ BOŞALTILANLAR
-BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM-
 
                “Hamd alemlerin İlahı, Rabbi, Kendisine kulluk edilen ve yalnızca kendisinden yardım istenen, her şeyi istinasız bilen Allah azze ve celleye mahsustur. Salat ve selam örneğimiz önderimiz, yaşayan Kur’an, kendisine ittibâ edilmediği, izinden gidilmediği sürece kurtuluşun mümkün olmadığı alemlere rahmet olarak gönderilen son nebi Muhammed Mustafa (sav)’e âline, ashabına, tabiine, etbaû tabiine ve takipçilerinin üzerine olsun?...
                Hiç merak ediyormuyuz; kendimizle başbaşa kaldığımızda bir takım sorular sorup öğrenmenin, o ilmin yaşantıya dökülüşünün etkili yollarından biride soru sormaktır. Evet soruyoruz; Allah’ın yanında benim değerim nedir?... Allah (cc) beni ne derece seviyor?.. Ben mü’minim Müslümanım diyorum, ama Allah(cc) evet mü’minsin Müslümansın diyor mu? Beni Cehenneme mi yoksa Cennete mi layık görüyor? Kısaca; Allah’ın indinde benim için ne var? Ceza mı, mükafat mı? Bu ve benzeri soruların cevapları Kur’an ve Sünnette var.
                Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisi şerifte şöyle buyurmaktadır: “Bir kimse, Allah(cc)’ın yanında kendisi için ne olduğunu anlamak isterse; kendisinde Allah için ne var ona baksın.” Buyurmaktadır. Şimdi soruyorum; ben Kelime-i Tevhidi anlamak için mücadele ediyorum onun için ilim meclislerinde bulunuyorum ve “Ben Allah’ı herşeyden çok seviyorum ve en çok Allah’tan korkuyorum.” Deyip de; dünyalık basit menfaatler için namazı terk eden, oruç tutmayan, mücadeleden kaçan Allah(cc) ‘yu gücendirme pahasına da olsa, tağutun safında yer alan, nefsinin kulu olan sözüm ona ben Müslümanım diyenin sözlerindeki samimiyetsizliği Rabbimiz bilmiyor mu sanıyoruz? Allah(cc) şöyle buyurmaktadır;
                “İnsanlardan kimi de Allah’tan başkasını O’na emsal edinir. Allah’ı sever gibi onları severler, iman edenler ise, en çok Allah’ı severler. Zulmedenler, azabı görecekleri zaman; bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın pek çetin azabı olduğunu keşke bilselerdi.”(Bakara 165)
                Hz. Muhammed (sav) herşeyden çok sevdiğini söyleyip fakat meşrulaştırılmış bazı kimseleri daha iyi tanıyıp onları örnek alanların haddi aşanların samimiyetsizliğini elbette Rabbimiz biliyor. Peygamber Efendimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır. “Siz iman etmiş sayılmazsınız; taki; ben, ona baba(ve anasından), çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça…
                Yitirilen imana, Allah’ın hükümlerine, İslam ahlakına, iffet, namus, izzet ve diğer değerlere üzülmeyen; çile çeken, kanı akıtılan, mahkumdan, aç susuz, perişan Müslümanları düşünüp, uykusu, iştahı kaçmayan bir kimsenin, İslam’ı ve Müslümanları sevdiğine (bu sevgisinde samimi olduğuna) kim inanır?
                Allah’ın Rasulu (sav) şöyle buyuruyor; “ Sizden herbiriniz arzu ve isteklerini benim (Allah’tan) getirdiğim hükümlere uymadıkça; iman etmiş olamaz.”
                Her Müslüman, Allah’ı herkesten ve herşeyden; Peygamberide Allah’tan sonra herkesten ve herşeyden daha çok sevmelidir. Ve bu sevgisini yaşantısıyla isbat etmelidir. İşte o zaman Allah’ın(cc) yardımını umabilir. İhlasla istenmeyeni vermiyor Allah(cc)…
                Suların çekildiği, toprağın çatlağı bir gün, insanlar toplanıp yağmur duasına çıkmışalar. Dualarını yapmışlar. Gökyüzü masmavi… dönerken yolda hocaya demişler ki:
  • Hocam, Sen tam bir ihlasla inanıp dua etseydin; yağmur yağardı.
  • Hoca da onlara demiş ki : Sizlerde tam bir ihlasla inanarak dua etmeye gelseydiniz; hepiniz buraya şemsiyeniz ile gelirdiniz.
Kişi Allah ve Rasulünün önüne başka sevgileri geçirirse, imanla bağı kopar. Karanlık olur dünyası, o zifiri karanlıkta atacağın her adım senin zararına olur, hatalı ve yanlış batıl yollara girersin. Dünyada bedbaht oldun mu, ahirette de bedbaht olursun, şunu iyi anlamalıyız. Müslüman Müslümanca hayat yaşamalıdır.
Ben Müslümanım,  Mü’minim diyerek, Firavunca hayat yaşayamaz.
Biz Müslümanların, çok kullandığı fakat anlamını pek bilmediği bir sözcük var; ibadet. Bu sözcüğün gerçek anlamını kavramak çok önemlidir.
Allah (cc) yaratılmamızın tek sebebinin, hayatlarımızın amacını sadece ona ibadet etmek olduğunu söylüyor.
“Ben Cinleri ve İnsanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”(Zariyat 56)
Şüphesiz ki bu da ibadetin anlamını çok iyi bilmemiz gerektiğini gösteriyor. Aksi takdirde yaratılma amacınızı yerine getiremezsiniz. Gerçekleşmeyen amaçsa başarısızlıktır. Bir doktor hastasının iyileşmesine sebep olamıyorsa başarısız sayılır. Bir çiftçi iyi ürünler yetiştiremiyorsa o da başarısız sayılır. Bir fert olarak yaratılış amacını, kulluğu yerine getiremiyorsanız, başarısız sayılmalısınız. İyi anlamaya çalışalım. O zaman ibadet nedir?
İbadet kelimesi Arapçada işçi ve kul anlamına gelen abd kökünden türemiştir. O zaman ibadette bir işçi ya da kulun yerine getirmeleri gereken sorumluluklardır. Eğer bir insan bütün bir kölenin efendisine davrandığı gibi davranıyorsa, o hizmet ettiği kişinin kuludur. Fakat o, işçi gibi kabul edilip yaptığı iş için kendisine para ödendiği halde efendisine itaat etmemişse isyan ve sadakatsizlikten suçludur.
Bir kul efendisine nasıl davranmalıdır?
Bir kulun ilk görevi sadece kendi efendisini tanımaktır. Onu besleyen, koruyan ve yaşatan efendisine tamamen inanmalı ve başka hiç kimseye bağlılık göstermemelidir.
İkinci görevi : Efendisine her zaman itaat etmek, bütün emirlerini titizlikle yerine getirmek, kendi istek ve arzularına ya da bir başkasındakilere kapılmaktan kaçınmaktır. Bir kul her zaman ve her durumda bir kuldur, itaat edeceği emirleri seçmeye, itaat etmemeye yada işine geldiği zaman çalışıp, işine gelmediği zaman  sorumluluklarını ihmal etmeye hakkı yoktur.
Bir kulun üçüncü görevi; efendisine saygı göstermek ve O’na tapmaktır. Saygı gösterdiğini belli etmek için O’nun gösterdiği yolu takip etmelidir. Eğer inancı ve itaati sürekli ve güçlüyse, her çağırdığında onun huzurunda olmadır.
O zaman efendiye bağlılık, O’na itaat, saygı ve tapma gibi özellikler bir araya gelince ibadeti oluşturur. “ Ben Cinleri ve İnsanları ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım.”(Zariyat 56) derken Allah (cc) bizden herşeyin üstünde ve eğilerek saygı göstermemizi istemiştir. Kur’an’ın her yerinde ibadet kavramı bu anlamda kullanılmıştır. Bu aynı zamanda peygamberimizin ve ondan önceki peygamberlerin özünü oluşturmaktadır. Hepsi aynı mesajla gelmişlerdir. “Allah ondan başkasına tapmanızı emretmemiştir.”(Yusuf 40) Bağlılık göstereceğiniz tek hakim var. O da Allah azze ve celle’dir; itaat edeceğiniz bir tek kanun var, O’da Allah’ın kanunudur ve ibadet edecek tek bir varlık var, O’da Allah azze ve celledir.
Sonra daha sonraki durumlara bakalım.
Bir hizmetkâr efendisi tarafından kendisinden istenen görevleri yerine getirmek yerine, onun karşısında ellerini kavuşturup sürekli ismini tekrar ediyorsa onun için ne dersiniz? Efendisi ona diğer insanlara olan yükümlülüklerini yerine getirmesini emrediyor fakat o olduğu yerde duruyor. Elleri bağlı, ayakta durarak tekrar tekrar efendisini selamlıyor. Efendisi, kötülükle mücadele edip onu yerine sadece ona secde ediyor, fakat hizmetkâr verilen emri yerine getirmeye çalışmak yerine, hala olduğu yerde durup sen yücesin sen yücesin diyor.
Bu şahsın gerçekten efendisine hizmet ettiğini söyleyebilir misiniz? Ve eğer sizin de işçileriniz olsaydı ve bir tanesi bu şekilde davransaydı kararınız ne olurdu? Ne kadar zaman bu sözde kulları sadık mü’minler olarak kabul edersiniz?
Peki, sabahtan akşama kadar Kur’an daki İlahi emirleri okuyan, fakat onları uygulamak için kendini yormayan, hiç durmadan namaz kılıp güzel sesiyle Kur’an okuyan birini gördüğünüzde “Ne kadar imanlı dindar bir insan” dersiniz çünkü ibadetin gerçek anlamını kavrayamamışsınız.
Şimdi başka bir işçiye bakalım. Bu insan gerçek efendisinin kendisine verdiği emirleri sürekli ihmal ederek bütün gün başka insanların verdikleri işleri yapıyor, bunu insanlardan gizlemeye çalışıyor ve övünmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Böyle bir işçiniz olsaydı ne yapardınız? Selamını yüzüne fırlatmaz mıydınız? Size Efendim dediği zaman ona “Sen arsız bir yalancı, dolandırıcısın, benden ücret alıp başkaları için çalışıyorsun. Bana efendim deyip benden başka herkes için çalışıyorsun” demez misiniz? Bu hepimizin kolayca anlayabileceği bir durumdur. Gece ve gündüz Allah(cc) emirlerine karşı gelen, onları ihmal eden ve inançsızlara uyan bu insanların namazlarının, oruçlarının, tesbih çekmelerinin, Kur’an okumalarının, haclarının ve zekatlarının gerçek ibadetler olduğunu düşünüyorsunuz ve yine yanılıyorsunuz çünkü ibadetin gerçek anlamını bilmiyorsunuz.
Bir başka işçiye bakalım giysileri efendisinin arzu edeceği gibi mükemmel dikilmiş ve çok şık efendisinin karşısında her zaman büyük bir saygıyla çıkıyor. Ne zaman bir emir olsa son derece inançlı bir şekilde “Baş üstüne efendim diyor. Efendisini her yerde övüyor. Fakat aynı zamanda efendisinin düşmanlarının ve isyankarlarının hazırladığı komplolara katılarak ve onun adını lekelemek için diğeriyle iş birliği yaparak onlara hizmet ediyor. Gecenin karanlığında efendisinin evini soyuyor ama sabah olunca yine en sadık uşak gibi karşısında el bağlıyor.
Şimdi bu işçi için ne dersiniz? Mutlaka iki yüzlü isyankar ve hain olduğuna karar verirsiniz. Halbuki bugün toplum içindeki böyle insanları şeyh, pir, eren vs. gibi isimlerle adlandırıyorsunuz. Çünkü onların sakallarına, uzun elbiselerine, alınlarındaki secde izlerine, uzun uzun kıldıkları namazlara ve iri tesbihlerine aldanıyorsunuz. Çünkü ibadetin ve Müslümanlığın gerçek anlamını kavrayamamışsınız.
Çoğunlukla ibadetin yüzünüzü kıbleye dönerek ellerinizi bitiştirip, dizlerinizin üstüne çökmeniz, yüzünüzü yere koyarak secde etmeniz ve birkaç dua okumanızdan ibaret olduğunu düşünürsünüz. Oruç tutarak, Kıbleyi tavaf ederek, Kur’an’ın bazı surelerini okuyarak ibadet edeceğinize inanırsınız.
Kısacası ibadetin yalnızca dış görünüşteki tapınma ve uygulamalardan ibaret olduğunu sanırsınız ve ne zaman bunları yerine getiren bir insanla karşılaşırsanız görevlerini gerçek yapıp yapmadığını, Allah (cc)’a ibadetle gerçek bir mü’min olup olmadığını ve “Ben Cinleri ve İnsanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” diyen Allah’ın ayetine uygun olarak yaşayıp yaşamadığını düşünmezsiniz.
Fakat gerçekte, uygulamak üzere yaratıldığınız ve size farz kılınan ibadet çok daha değişiktir. O da şudur: Hayatınız da attığınız her adımda Allah azze ve cellenin kanunu takip etmeli ve bu kanuna aykırı olan yani (karşısında olan) kanunlara itaat etmeyi reddetmelisiniz. Yaptığınız her şey O’nun gösterdiği şekilde olmalıdır. İbadet ancak ondan sonra hayatınızda yer alabilir. Böyle bir durumda yaptığınız her şeyi uyumak, uyanmak, yemek – içmek, çalışmak – dinlenmek, susmak – konuşmak, hepsi ibadettir. Eşinizle olan ilişkileriniz, çocuklarımızı öpmeniz bile Allah(cc)’a kulluktur. Yerine getirirken Allah’ın koyduğu sınırlarından çıkmadığınız, attığınız her adımınızda helal ve harama dikkat ettiğiniz, yapılması ve kaçınılması gereken, Allah azze ve cellenin hoşuna giden ve gitmeyen hareketleri göz önünde bulundurduğunuz işler dünyevi gözükseler bile dini bir nitelik kazanırlar.
Örneğin, hayatınız boyunca karşınıza yasak yoldan kolay para kazanma fırsatları çıkar. Eğer kışkırtmalara karşı durur, Allah(cc)’a itaat ederseniz ve kendinizi sadece size gösterilen kazanç, yollarıyla sınırlarsınız, o zaman yaptığınız iş, ibadet sayılır, ödülü hak edersiniz. Bu şekilde kazanıp ailenize getirdiğiniz kazançta mübarek kazançtır. Yani Allah(cc)’ın iradesine uygun olarak yaptığınız her şey ibadet sayılır.
O zaman gerçek ibadet Allah(cc) tarafından gösterilen yolu takip ve çocukluktan ölüme kadar O’nun emirlerine uygun bir hayat yaşamaktır. Bu ibadetin tatili yoktur, sürekli yerine getirilmelidir. Belirli bir şekilde yoktur; söylediğiniz ve yaptığınız herşeyle Allah(cc) hizmet etmelisiniz. “Şu zaman ve mekanında Allah(cc)’ın kuluyum, şu zamanda değilim” diyemeceğinizden, Allah(cc)’a kulluk etmek için belirli zamanları bekleyemezsiniz. Eğer Allah’a saygı gösterip kulluk yapıyor, seviyor ve korkuyorsanız hareketlerinizin temelinde bu duygular olacak bizlerin ibadetini oluşturacaktır.
Şimdi şu soru akıllara gelebilir, “O zaman emredilen namaz, oruç, zekat, hac gibi dini görevlerin hayatımızdaki yeri nedir?
Allah (cc) bize emrettiği bu ibadetler bizi hayatımız boyunca sürdüreceğimiz daha büyük ibadete hazırlar. Onlar hayatlarımızı ibadete çevirmenin araçlarıdır. Namaz günde beş kere yalnız Allah’ın kulu olduğumuzu küffara karşı dimdik ayakta durmamız gerektiğini Vahdetin hakikatini hatırlatır. Oruçta bizi her yıl bir ay boyunca bu ibadete hazırlar.
Zekat, kazandığınız paranın size Allah(cc)’ın bir hediyesi olduğunu onu sadece fiziksel zevkleriniz yada maddi ihtiyaçlarınız için değil, Allah(cc) emrettiği şekilde harcamanız gerektiğini hatırlatır. Hac ise Allah(cc)’ın sevgisini ve korkusunu öyle bir yerleştirirki bir kere kök saldıkları zaman hayatınız boyunca orada kalırlar.
Eğer bu ibadetleri yerine getirip onların özündeki anlamı kavrarsak ve bütün hayatımız bir çeşit ibadete dönüşürse, bu demektir ki namazımız gerçek bir namaz, zekatımız gerçek bir yardım, haccımız gerçek bir hactır. Eğer tersi bir durum söz olursa bunlar kişide aç susuz, yorgunluktan başka bir işe yaramaz. İbadet, insan vücudu gibidir: ruhu olan hareket eden çalışan bir insan vücudu gibi: fakat eğer ruhu yoksa bir cesetten farksızdır. Bir cesetinde elleri, ayakları, gözleri, kulakları ve burnu vardır fakat biz onu toprağa gömeriz, çünkü ruhtan yoksundur. İşte ibadetlerde böyledir, ruhtan yoksunlar, eğer Allah(cc)’a karşı sevgi, korku, bağlılık ve itaat oluşturamıyorsa ölü bedenlere benzerler. Tabiki tekrar üzerine basarak vurgulamak istiyorum ki ibadetlerin indallahta kabul olabilmesi imana bağlıdır. İman olmazda saçılmış toz zerreciklerine dönüşecektir. Her ibadet şekliyle nasıl hayatlarımızı tümüyle bir ibadete dönüştüreceğimizi, gerçek anlam ve amaçlarını kavradığımız takdirde, her birinin hayatlarımızda ne kadar güzel değişikli ve inkılab meydana getireceğini anlamaya çalışmalıyız.
Rabbim bizleri kendisine hakkıyla kulluk edenlerden eylesin. AMiN
Selam ve Dua ile….
 
 

 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder