Video Foto Galeri Yazarlar
24.11.2017 - Cuma

Kübra YILDIZ

YOLCULUĞUMUZDAKİ MERHALELER - 4

Kübra Yıldız'ın ''YOLCULUĞUMUZDAKİ MERHALELER'' yazı dizisinin 4. bölümü olan ''Berzah Âlemi''.

8 Temmuz 2017 16:18
A
a
Hamd; insanlara eğrinin doğrunun ne olduğunu kitapları ve peygamberler vasıtasıyla gösteren, gökleri ve yeri altı günde yaratan hüküm ve hikmet sahibi olan Allah (c.c) mahsustur.
Salât ve selam Allah(c.c) katında razı olunacak hayatın örneği ve önderi olan son resul Hz. Muhammed (s.a.v) onun âline ve ashabına ve onun nurlu yolunun takipçileri olan tüm mü’min ve mü’minelerin üzerine olsun inşallah…

Bismillahirrahmanirrahim
Her canlı ölümü tadacaktır. Ve ancak kıyamet günü yaptıklarımızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayatı ise aldatma metaından başka bir şey değildir. (Ali İmran 185)

İnsanoğlunun önünde doğumundan itibaren üç hayat vardır. Bunlardan biri dünya hayatı içinde bulunduğumuz hayat yani ruhun cesetle birlikte yaşadığı hayattır. İkincisi berzah hayatı ruhun cesetten ayrılması ile geçici hayatı sonlandıran ebedi hayatın ilk durağı olan berzahtaki hayattır. Üçüncüsü ve sonuncusu ise ahiret hayatı ruhların cesetlerine dönmeleri ile meydana gelen öyle bir hayat ki kısacık zaman diliminde yaşadığının karşılığını zerresinden kürresine alabileceğin bir hayattır.

Ölüm ile başlayıp yeniden dirilmeye kadar devam edecek hayat olan kabir hayatına baktığımızda peygamberimiz (s.a.v) hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır. ‘’Kabir ahiret duraklarının ilkidir. Bir kimse eğer o duraktan kurtulursa sonraki durakları daha kolay geçer. Kurtulamazsa, sonrakileri geçmek daha zor olacaktır.’’ buyrularak ölümle ahiret hayatının ilk evresi olan kabir hayatının başladığı ifade edilmiştir.

 Her insan ister ölerek toprağa gömülsün, ister boğularak denizde kalsın veya yanarak külü havaya karışsın mutlaka kabir hayatını geçirecek ve kıyamet günü diriltilecektir. Kabir âlemi de aynı dünya âlemi gibidir. Bu dünyada ektiğini ahirette biçeceğine göre dünyadaki yaşantısının aynı  ile karşılaşacaktır kabirdeki insan…

Eğer dünyada Allah azze ve celle’yi tevhid ederek  iyi amel sahibi olarak yaşamış ise kabirdeki hali iyi olur. Allah azze ve celle’ye şirk koşmuş ve kötü yaşamış ise burada ki durumu da kötü olacaktır.  Bu iki hale kabirde, nimet ve azap görme denir. Ölen kimse kabre konduğu zaman ilk karşılaşacak olduğu husus sorgudur. Dünyada yaptıklarından sorguya çekilmesidir. Peygamberimizden Enes (r.a) rivayet ettiği bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur  ‘’Kul kabre konulup dost ve yareni geri dönüp gittikleri zaman ki ölü, bunlar yürürken ayaklarının seslerini dahi işitir. Ona iki melek gelir (ki, bunlara Münker ve Nekir denir) bunlar ölüyü oturturlar ve ona:
- Şu Muhammed denen kimse hakkında ne derdin diye sorarlar. O kul da:
-Ben şahadet ederim ki, o Muhammed (s.a.v) Allah’ın kulu ve Resulüdür, diye cevap verir. Bunun üzerine melekler tarafından kendisine:
-Sen cehennemdeki yerine bak,  Allah bu azap yerini senin için cennetten bir yere tebdil eyledi, denilir. Nebiyi Muhterem (s.a.v); ‘O kul, cehennem ve cennetteki iki makamı birden görür’ buyurmuştur. (Bu mümine has bir durumdur) fakat kâfir veyahut münafık olursa, (meleklerin sorusuna karşı):
-Ben (Muhammed hakkında bir şey) bilmiyorum. İnsanların ona dedikleri bir sözü (işitir), bende onlara uyup söylerdim, diye cevap verir. Münker ve Nekir tarafından bu kâfir veya münafığa:
-Hay sen anlamaz ve uymaz olaydın! Denilir ve sonra bu kâfir veya münafığın iki kulağı arasına demirden bir topuzla vurulur. O topuzu yiyince kâfir veyahut münafık öyle bir sayha ile bağırır ki, bu feryadın ins ve cin hariç bu ölüye yakın olan bütün varlıklar işitir.

Bu hadisi şerif mümin olanın kabirdeki soruya kolaylıkla cevap verip nimetleneceğine kötü olan kimsenin de cevap vermede zorluk çekeceği ve kabirde azap göreceğine dalalet ediyor. Kabirde azap görmekte haktır, nimetlere gark olup refah ve saadet içinde bulunmak da.

Dünyada ki iman ve ameli Salih sahibi olan kimsenin kabri cennet bahçelerinden bir bahçe olur. İmansız olan ameli bulunmayan,  günahkâr olan kimsenin de kabri cehennem çukurlarından bir çukur olur. Bu hususta Rasuli Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur. ‘’Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçedir. Yahut da cehennem çukurlarından bir çukurdur.’’
Kim ki kabir azabından kurtulmak ve münker nekirin suallerine kolayca cevap vermek isterse, Misak aleminde verdiği sözün gerektirdiği gibi yaşadığı müddetçe Allah azze ve celleyi hayatında Rab olarak bilmeli emirlerini yerine getirmeye çalışmalıdır. Kabir azabından kurtulmak isteyen kimsenin dünyayı sevmemesi lazımdır. Çünkü bütün günahların ve hataların başı dünyayı sevmektir. Dünyayı seven kimse dünyaya, dünyanın zevk ve sefasına dalar ahireti unutur. Bütün mesaisini dünya hayatı için harcar ebedi olan ahiret hayatının refah ve saadeti için çalışmaz. Allah (c.c) kendisine yapmasını emrettiği farzları yerine getirmez. Vacipleri unutur. Sünnetleri ise hiç hatırına getirmez. Haramlara ise hiç aldırış etmez. İşte böyle kimseler dünyayı taparcasına sever her türlü günahı işlemekten geri kalmazlar. Ölünce de kabirlerinde çaresiz kalır, çeşitli azaplar içinde kıvranırlar. Hz. Ayşe (r.a) rivayet edilmiştir. Demiştir ki: ‘’Ben kabir azabından bir şey bilmiyordum. Ta ki bir Yahudi kadını bana gelip bir şey istedi. İstediğini kendisine verdiğim Yahudi kadını bana Allah seni kabir azabından korusun dedi. Ben ise Yahudi kadının bu sözünün Yahudi hurafelerinden olduğunu sanmıştım. Ta ki Nebiyi Zişan (s.a.v) yanıma girdi. Kendisine durumu bildirdim. Bunun üzerine Rasulullah (a.s) kabir azabının hak olduğunu bana haber verdiler.’’

Kabir azabından Allah’a sığınmak ölüp kabre girmeden önce güzel amellerde bulunarak kabir için hazırlıkta bulunmak her Müslümana vaciptir. Çünkü bu iş, dünyada olduğu müddet kolay gelir. Ölüp kabre konduğu zaman bir sevap işlemesi için kendisine izin verilmesini ister; fakat izin verilmez. Pişmanlık ve ameli Salih için hasretlik içinde kıvranıp kalır. Akıllı olan kimse ebedi hayatını düşünür. Ölülerin hallerini düşünür. Çünkü ölüler iki rekât namaz kılmaları yahut bir kere ‘’la ilahe illallah Muhammedun Rasullullah’ veyahut da bir defa ‘subhanallah’ demeleri için kendilerine izin verilmesini temenni ederler. Fakat kendilerine izin verilmez. Onlar hayatta olanların günlerini gaflet içinde geçirmelerine taaccüp ederler.

 Ey kardeşlerim! Dünyada iken günlerimizi gaflet içinde boşuna geçirip zayi etmeyelim. Her günümüzü hatta her saat ve dakikayı değerlendirmeli bir nefes alma karşılığında iki kere şükretmek gerektiğini unutmayalım. Her anımızdan sorumlu olduğumuzu yarın kıyamet günü her anını nerede ve nasıl geçirdiğinden sorulacağını hatırımızdan çıkarmamalıyız. Dünyada geçireceğimiz günleri bir sermaye olduğunu iyi bilmeli sermayen elinde bulunduğu müddetçe kazanç elde etmeye muktedir olduğumuzu hatırımızdan çıkarmayalım. Bugün geçersiz görünen ahiret metaının yarın çok kıymetli ve geçerli olacağından dolayı bunu elde etmek için çok çalışmayız. Hiçbir kimsenin kimseye fayda olmayacağı bir gün olan ahiret günü sana fayda verecek ancak budur. İyi bil ki, o gün pişman olmanın hiçbir faydası olmayacaktır. O güne hazırlıklı olabilmemiz için Allah’u Teâlâ’dan muvaffakıyetler dilemeliyiz. Allah bizi, o gün pişman olup tekrar dünyaya dönmek isteyenlerden kılmasın. Ölümün zorluğundan, kabir azabından bizi bütün Müslümanları korusun. Allah bize ve bütün Müslümanlara rahmet eylesin günahlarımızı bağışlasın.

ÂMİN.
Öldükten sonra ne geri dönecek yolumuz olacak ne dünyada iken tutunacak dalımız olan Kuranı Kerime tutunmadığımız takdirde orda tutunacak dalın kalacak korkarım ki pişmanlık sonumuz olacak unutmayalım ki yalnız kalacağız günün birinde…
 Selam ve dua ile…
Bir sonraki sırat konulu yazımda buluşmak üzere inşallah.

 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder