Video Foto Galeri Yazarlar
24.11.2017 - Cuma

Muhyiddin Erkam

YÜKLENİLEN EMANET (1.BÖLÜM)

Kelime-i şehadet; şahid olunan kelime, şahitlik edilen hakikat demektir. İnsanın ruhunun Allah'a verdiği sözü( imtihan gereği) hatırlamasa da, Allah c.c gönderdiği ilim ve kalbinde yaratacağı iman ile bu hakikate ulaşması orda (şehidna) şahit oldum dediği gibi dünyada da şahitliğin bilincine vararak şahit oldum demesidir.

13 Eylül 2017 15:08
A
a
بِسْمِ اللهِ الرَّحمن الرَّحِيم
إِنَّ الْحَمْدَ ِللهِ نَحْمَدُهُ وَنَسْتَعِينُهُ وَنَسْتَغْفِرُهُ وَنَعُوذُ بِاللهِ مِنْ شُرُورِ أَنْفُسِناَ وَمِنْ سَيِّئاَتِ أَعْمَالِناَ، مَنْ يَهْدِهِ اللهُ فَلاَ مُضِلَّ لَهُ وَمَنْ 
يُضْلِلْ فَلاَ هاَدِيَ لَهُ وَأَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ
ياَ أَيُّهاَ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللهَ حَقَّ تُقاَتِهِ وَلاَ تَمُوتُنَّ إِلاَّ وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

 Kahr ve istilâsı ile tek olan, ebedîlik hakkını kendisinden başka kimseye vermeyen, takdir ettiği ölümle bütün mahlûkatı zelil eden; ölümü müttakiler için bir kurtuluş ve kendisiyle buluşma sebebi kılan; kıyamet gününe kadar kabri asiler için bir zindan ve dar bir hapis yapan Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Zahirî (ve bâtınî; apaçık) nimetleri ihsan etmek, kahrıy-la intikam almak O'na mahsustur. Yerdekilerin ve gökteki-lerin şükrü; öncekilerin ve sonra gelenlerin hamdi O'nadır. Apaçık mucize ve delillerin sahibi Hz. Muhammed'e (s.a.v), onun âline ve ashabına ve bütün müslümanların üzerine salât ve selâm olsun.

Geçen yazımızdan hatırlanacağı üzere misak aleminde(elestibü rabbikum sualine galu bela diyerek) yüce Allah'a verdiğimiz sözden bahsetmiş, ve sözümüzün gereği olarak imtihan sahası olan yeryüzünde Allah c.c yegane Rabb ve İlah kabul ederek onu tevhid etmenin gerekliliği üzerinde durmuştuk.

Misak; Kendisiyle bağlanılan kuvvetli söz ve yemin manasına gelmektedir. Bunun neticesi olarak misak aleminde ilk defa şahit olduğumuz rabbimizi yeryüzünde (Tevhid edecek) Hayatımız da ondan başka İlah ve ondan başka Rabb kabul etmemek suretiyle onun varlığına ve birliğine şehadet edecektik.

Allah c.c ya verilen bu söz ve Allah ile insanlar arasında cereyan eden bu misak neticesin de şehadetin ve gerekliliklerinin üzerine emanet kılındığı bir varlık olma şerefine nail olduk. Tabi ki bu izzet ve şerefin insana getirdiği yükümlülük bizi diğer canlılardan ayırt eden en baş özelliktir.Esasen kainatta yüce Allah'ın üzerine sorumluluk yüklemediği boş yere yaratılan ve başıboş bırakılan bir tek canlıya ve cansıza rast gelmek mümkün değildir. Bütün varlıklar kelime-i şehadet'in birer temsilcisi konumundadır. Hangi varlığın üzerine hikmet gözüyle bakılırsa bakılsın onların Allah'tan başka yaratıcısı ve yine Allah'tan başka yöneticisi ( hükmedici ve kanun koyucusu ) olmadığı ve onların ancak tekvini kanunlara boyun eğmek suretiyle insana hizmet eden lisan-ı haliyle Allah c.c' e ibadet eden birer kullar olduğunu gözlemlenecektir.İnsana "hizmet" ile yükümlü kılınan bütün varlıklar ondan daha büyük bir yükümlülüğün omuzlarına yüklendiği insan için ona insancıl bir hayatı teşekkül ettirmek için kendilerine tayin edilen yörüngeden şaşmadan hareket etmektedirler.

 
اَلشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبَانٍۖ 
 Güneş ve ay bir hesaba göre (hareket etmekte) dir.  (Rahmân - 5)

Güneş ¹: Samanyolu gökadasında bilinen 200 milyar yıldızdan birisi olan Güneş, kütlesi sıcak gazlardan oluşan ve çevresine ısı ve ışık yayan bir yıldızdır. Güneş’in çapı dünyanın çapının 109 katı (1.5 milyon km), hacmi 1,3 milyon katı ve ağırlığı 333.000 katı kadardır. Güneşin yoğunluğu ise Dünyanın yoğunluğunun ¼’ü kadardır. Güneş kendi ekseni etrafında saatte 70.000 km hızla döner. Bir turunu ise 25 günde tamamlar. Güneşin yüzey sıcaklığı 5500 °C ve çekirdeğinin sıcaklığıysa 15,6 milyon °C’dir. Güneşten çıkan enerjinin 2 milyonda 1’i yeryüzüne ulaşır. Güneş’in üç günde yaymış olduğu enerji, dünyadaki tüm petrol, ağaç, doğalgaz, vb. yakıta eşdeğerdir. Güneş ışınları 8,44 dakikada yeryüzüne ulaşır. Güneş dünyaya en yakın yıldızdır. Çekim kuvveti dünya yer çekiminin 28 katıdır.

Ay, Dünya'nın tek doğal uydusudur. Dünya'ya 384.403 km uzaklıkta bulunmaktadır. Dünyamıza sadece bir tarafı görünen Ay, Dünya etrafında yörünge turunu 27 gün 7 saatte tamamlar. Güneş, Dünya ve Ay arasında yaşanan periyodik değişmeler sonucu Ay'ın evreleri meydana gelir. Bu evreler 29.5 günde bir tekrar eder.

Eğer onlar yörüngelerinden şaşsa idi insanların yaptıkları gün ay yıl, salise, saniye dakika ve saat cinsinden hesapladıkları her bir planları da şaşardı. En iyi uçak firmasının rötar yaptığı , en iyi otobüs firmasının geç kaldığı en hızlı arabaların dahi yarı yolda bıraktığı görülmüştür ama yine insanın hizmetine koşturan güneşin ve ayın rötar yaptığı,geç kaldığı ve insanoğlunu yarı yolda bıraktığı asla görülmemiştir.

 
ذٰلِكَ تَقْد۪يرُ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِ 
  İşte bu, her şeye galip gelen ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.  (En’âm - 96)

İşte güneşin ve ayın kendilerine tevdi edilen emanete karşı riayeti bu ağır mesuliyet karşısında ki dirayeti en nihaye vazifelerinin bidayeti de budur.

En ince hesaplardan daha ince hesaplanmış olan insan hayatına verilen önem bu denliyken insanın kendi hayatına, hayatının gayesine ve amacına verdiği önem ne kadardır. Aynı zaman da böyle ince hesaplarla hesaplanmış bir hayata sahip olan insandan beklenen yükümlülük ona tevdi edilecek olan emanet nedir ki, bu şaheser kainat ona hizmete memur kılınmıştır.
Allah ile insanlar arasında cereyan eden bu misak neticesin de şehadetin ve gerekliliklerinin üzerine emanet kılındığı bir varlık olma şerefine nail olduk demiştik.

Kelime-i şehadet; şahid olunan kelime, şahitlik edilen hakikat demektir. İnsanın ruhunun Allah'a verdiği sözü( imtihan gereği) hatırlamasa da, Allah c.c gönderdiği ilim ve kalbinde yaratacağı iman ile bu hakikate ulaşması orda (şehidna) şahit oldum dediği gibi dünyada da şahitliğin bilincine vararak şahit oldum demesidir.
Kuran-ı kerim'de yüce Allah c.c insanın yaşadığı bir sahnede nasılda kendine şahitlik ettiğine şöyle beyan etmektedir;
 
هُوَ الَّذ۪ي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِۜ حَتّٰٓى اِذَا كُنْتُمْ فِي الْفُلْكِۚ وَجَرَيْنَ بِهِمْ بِر۪يحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُوا بِهَا جَٓاءَتْهَا ر۪يحٌ عَاصِفٌ وَجَٓاءَهُمُ الْمَوْجُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ اُح۪يطَ بِهِمْۙ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ لَئِنْ اَنْجَيْتَنَا مِنْ هٰذِه۪ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ 
 Karada ve denizde sizi gezdiren O'dur. Öyle ki siz gemide bulunduğunuz zaman, onlar da güzel bir rüzgarla onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla sevinmektelerken, ona çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve her yandan dalgalar onları kuşatıverir; onlar artık bu (dalgalarla) gerçekten kuşatıldıklarını sanmışlarken, dinde O'na 'gönülden katıksız bağlananlar (muhlisler)' olarak Allah'a dua etmeye başlarlar: 'Andolsun eğer bundan bizi kurtaracak olursan, muhakkak sana şükredenlerden olacağız.' 
(Yûnus - 22)
 
İşte okyanus ortasında şiddetli dalgalar arasın da kalan gemilerinin içinde boğulmaktan korktukları bir sırada insanların "O'na 'gönülden katıksız bağlananlar" olduklarını beyan edilmektedir. Neden bu anda şehadet gerçekleşmektedir çünkü bütün perdeler aralanmış güneş,okyanus, hava bütün cazibesini yitirmiştir. Demek oluyor ki dünyanın süsü kılınan şeyler kim için cazibesini yitirirse onların ardın da yüce Allah'ın varlığına ve birliğine şehadet edecektir. İşte bu şahitlik insanın iç derinliklerinde dışarı çıkartılmayı bekleyen büyük bir cevherdir. Aynı toprağın altında ki altın madenleri gibi. Ne zaman dışarıya çıkartılırsa elde edilen o şey(şahitlik) insan için paha biçilemez bir nimet haline gelecektir.

İşte bunu anladıktan sonra Vacibul vucud olan Allah subhanehu ve teala'nın varlığıyla fıtratlarımız buluşmuş bir sonra ki merhale olan birliğine yönelik şehadet bölümüne geçmiş oluruz.
Kelime-i Tevhid de yer alan Tevhid cümlesi; Bir,biricik bilmek, birlemek manasına gelmektedir.Ondan başka ilah'ın veyahut ilahlığın ondan başkasının olabileceğinin imkansızlığına şehadet etmek.
Başlıca mana itibariyle ilah; hükmeden ve kanun koyan, ibadet edilen, yardım istenen,tutkuyla bağlanılan gibi manalar içermektedir.

Eşyanın üzerinde geçerli olan tabiat kanunları değil Allah'ın tekvini kanunlarıdır. Tabiatı ilah edilenler tabiatı kanun koyucu ve hükmedici olarak görenlerdir. Bilakis tabiat var kılınmasıyla onu var eden Allah'ın kanunu ve takdiridir. Tabiatta cereyan eden her bir olay yine onun üzerine yazılmış tekvini kanunlardır. İnsan haricinde hiçbir varlığın iradesi,hükmü ve tercihi söz konusu değildir.

 
وَهُوَ الَّذ۪ي فِي السَّمَٓاءِ اِلٰهٌ وَفِي الْاَرْضِ اِلٰهٌۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْعَل۪يمُ 
 O, gökte de ilâh olandır, yerde de ilâh olandır. O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir. (Zuhruf - 84)
İnsan ve Cin haricinde kainattaki her şeyin üzerinde hüküm sahibi olan ilah Allah'tır. Gökler ve yer onun emriyle ayakta ve düzen içerisinde durmaktadır.

 
اِنَّ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّت۪ي تَجْر۪ي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ مَٓاءٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۖ وَتَصْر۪يفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
 
 Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır. (Bakara - 164)

Çeşitli hayvanlardan oluşan bir çiftliği ve o çiftliği idare etmekte olan onu çekip çeviren bir çiftçiyi düşünelim. Her hayvanın bakımı için birbirinden farklı yiyeceklere ihtiyacı ve barınmak için birbirinden farklı barınaklara ve dolaşmak içinde yine birbirinden başka kulvarlara ihtiyaçları vardır. Uzaktan bu tertibi seyreden bizler bu çiftliği çekip çeviren çiftçiyi görmesek de oranın düzen ve tertibinden ve çifliğin içerisindeki hayvanların dizaynından yola çıkarak burayı görüp gözeten yönetip idare eden tertipleyip düzenleyen bir çiftçinin olduğuna şehadet ederiz.

Bu çiftçi İnekler için samanı, Tavuklar için mısırı, keçiler ve koyunlar için yoncayı , Atlar için arpayı onlara vermek suretiyle onların beslenmesini ve bakımını sağlamaktadır. Netice olarak onlardan gelen gelir ile de kendisinin ve ailesinin geçimini de sağlamaktadır.

Şimdi açıyı biraz daha genişletelim yukarıdaki ayetimizin anlatmaya çalıştığı meseleyi gözümüzün önüne getirelim dünyayı bir çiftliğe benzetelim hayvanları, bitkileri, insanları vb canlı cansız bütün varlıkları düşünelim. önlerini görmek için gündüze dinlenmeleri için geceye birbirlerinin ihtiyacı olan eşyaları birbirlerine taşımak için suyun kaldırma kuvvetiyle yol haline gelmesine beslenmeleri için topraklarının ürününe, ürünün çıkması için suyun inmesine, suya ihtiyaçları olduğunun takip edilip bilinmesine sonra bulutların onların ihtiyaçları için onlara sevk edilmesine bunun için rüzgarların çarpışmadan altlı üstlü yönlendirilmesine... ihtiyaçları vardır. Bütün bunları gözeten,bilen,işiten ve yöneten kudrete ve bütün bunların onun hükmünde olduğunu görmeye bunu kabul ve itiraf etmeye( şehadet ) davet ediliyoruz kelime-i şehadet ve kelime-i tevhid ile.

Hulesa bütün bu görülen hakikat ilahlığın( hakimiyetin,boyun eğişin) eşyanın üzerinde Allah'a özgü olduğunu bizlere ispat ederken bu meyanda insanında özgünlüğünü Allah'a has kılmakla sorumlu tutuluyor.
Gökler de o iken yerde insanın ilahlığından( hakimiyeti ve boyun eğdirmesinden) söz etmenin mümkün olmayacağına bize ispat ediyor.

İnsan isteyerek gelmedi bu dünyaya ve isteyerek de gitmiyor iken , istediği gibi yaşayamaz hakikatini onun gerek kendi hayatın da gerekse de kendi gibi yine Allah'a muhtaç olan diğer insanların hayatı hakkın da hiç bir hükmünün olamayacağını ve başka hiç bir gaye ile değil yalnız ona kul olmaya davet edildiğini anlatıyor bütün eşya hali lisanla.

Vecih bir sözün ifade ettiği gibi hakikat aslında; Sen başkasına ait iken sana ait ne olabilir ki ? Tabi ki hiç bir şey diyecek aklı selim insan, hiç bir şey aslında bana ait değil ki aynı gördüğün rüyada sahip olduğun her şeyin uyandıktan sonra elinden çıkıp gitmesi gibi... insan uyandığında yani hakikat ile tanıştığında görecek bu gerçeği.

Yine insanın insan üzerinde iddia ettiği kayıtsız ve şartsız hakimiyet , insanın yine insana kul olmaya edildiği her türlü davet bu ilahi davetin karşısında amaçsız ve gayesiz hadsiz ve hudutsuz olduğunu gösteriyor aslında. İnş yazımız ikinci bölümde nihayete erecektir.

 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder