Video Foto Galeri Yazarlar
20.11.2017 - Pazartesi

Muhyiddin Erkam

YÜKLENİLEN EMANET( 2. ÖZEL BÖLÜM )

Hurma ağacı Ya­zın veya kışın, gece veya gündüz her vakit onda meyva bulunur. Mü'-min de böyledir; geceleyin, gündüz her vakit ve her anda onun için sâlih ameller bulunur ve o ameller  Allah'a yükseltilir.

13 Ekim 2017 15:22
A
a

بِسْمِ اللهِ الرَّحمن الرَّحِيم
إِنَّ الْحَمْدَ ِللهِ نَحْمَدُهُ وَنَسْتَعِينُهُ وَنَسْتَغْفِرُهُ وَنَعُوذُ بِاللهِ مِنْ شُرُورِ أَنْفُسِناَ وَمِنْ سَيِّئاَتِ أَعْمَالِناَ، مَنْ يَهْدِهِ اللهُ فَلاَ مُضِلَّ لَهُ وَمَنْ 
يُضْلِلْ فَلاَ هاَدِيَ لَهُ وَأَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ
ياَ أَيُّهاَ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللهَ حَقَّ تُقاَتِهِ وَلاَ تَمُوتُنَّ إِلاَّ وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
 
Kahr ve istilâsı ile tek olan, ebedîlik hakkını kendisinden başka kimseye vermeyen, takdir ettiği ölümle bütün mahlûkatı zelil eden; ölümü müttakiler için bir kurtuluş ve kendisiyle buluşma sebebi kılan; kıyamet gününe kadar kabri asiler için bir zindan ve dar bir hapis yapan Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Zahirî (ve bâtınî; apaçık) nimetleri ihsan etmek, kahrıy-la intikam almak O'na mahsustur. Yerdekilerin ve gökteki-lerin şükrü; öncekilerin ve sonra gelenlerin hamdi O'nadır. Apaçık mucize ve delillerin sahibi Hz. Muhammed'e (s.a.v), onun âline ve ashabına ve bütün müslümanların üzerine salât ve selâm olsun.

Geçen yazımızdan hatırlanacağı üzere Allah c.c ya verdiğimizz söz ve Allah cc ile bizler arasında cereyan eden  misak neticesin de şehadetin ve gerekliliklerinin üzerine emanet kılındığı bir varlık olma şerefine nail olduk demiş kainatta bulunan bütün canlılarında kelime-i şehadetin birer temsilcisi konumunda olduğundan bahsetmiş, onlarda olan şehadet bilincine bizlerinde sahip olması gerektiğini vurgulamıştık.

Allah azze ve celle kitabı kerimin de bizlerin üzerinde bulunan ağır sorumluluğu ifade edip biz aciz kullarına öğretmek adına çeşitli temsiller kullanmış meselenin idrakına varabilmemiz adına çeşitli surelerde çeşitli varlıklardan onların kendisine olan itaat ve bağlılığından tekvini kanunlarının eşyanın üzerinde ki mutlak hakimiyetinden söz etmiştir.
Allah azze ve cellenin emirleri ikiye ayrılır;
1) Emri ızdırari2) Emri ihtiyari

Izdırari emirleri kendisine muhalefet imkanı tanımadığı eşyanın yaratılışında kendi bünyesine yerleştirilen kanunu ve o kanuna olan eşyanın teslimiyetini ifade eder. Örneğin bir elma ağacının armut, armut ağacının elma verdiği görülmemiş tabiatıyla oynanmadığı ve Allah cc dilemediği müddetçe görülmeyecek bir hadisedir. Dikkat edilmesi gereken nokta ise ikisi de odun olan ağaçların kendine yüklenen kanun karşısında istisnasız teslimiyetidir. Ve ağaçlar Allah cc öyle kullarıdırlar ki itaatte sabitliğin ölçüsünü kavramak isteyen insana muazzam bir örneklik teşkil eder. Adeta emre amade bir emir eri gibi görev yerini asla terk etmek bir yana ne bir adım öne nede bir adım geriye attığı görülebilir. Üstelik çok zor hava şartlarında dahil asla itaatsizlik etmez sıcak ve soğuk, süre ve zaman mefhumlarına kendini kapatmış yerinden ayrılması adına yapılacak her türlü ayartmalara ve vesveselere karşı sert ve vakarlı bir duruşa sahiptirler. Bunun için Allah azze ve celle kitabı keriminde şöyle bir temsilde bulunmaktadır.


اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ اَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَٓاءِۙ
 Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir. (İbrahim - 24)

تُؤْت۪ٓي اُكُلَهَا كُلَّ ح۪ينٍ بِاِذْنِ رَبِّهَاۜ وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
 Bu ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir. (İbrahim - 25)

Abdullah îbn Abbâs'tan rivayetle Ali İbn Ebu Talha der ki : Hoş bir söz; Allah'tan başka ilâh olmadığına şehâdet etmektir, hoş bir ağaç; mü'-mindir. Kökü sağlamdır. Allah'tan başka ilâh yoktur sözü mü'minin kalbindedir. Dalları göğe doğrudur. Mü'minin ameli göğe yükseltilir.

İmâm Ahmed der ki: Bize Süfyân'ın İbn Ebu Necîh'den, onun da Mücâhid'den rivayetinde o, şöyle demiştir : Medine'ye giderken İbn Ömer'e arkadaşlık ettim. Onun Allah Rasûlü (s.a.) nden şu bir tek hadîsten başkasını rivayet ettiğini işitmedim. Dedi ki: Biz Allah Rasûlü (s.a.) nün yanındaydık. Ona hurma (veya hurma göbeği) getirilmişti. Ağaçlardan müslüman kişinin benzeri olan ağaç nedir? buyurdu. Ben : O, hurmadır, demek istedim, baktım ve gördüm ki kavmin en küçüğü benim, sustum. Al­lah Rasûlü (s.a.) : O hurmadır, buyurdu.

Hurma ağacı Ya­zın veya kışın, gece veya gündüz her vakit onda meyva bulunur. Mü'-min de böyledir; geceleyin, gündüz her vakit ve her anda onun için sâlih ameller bulunur ve o ameller  Allah'a yükseltilir.




Resimde görülen hurmalar hurma ağacının meyvesini bizlere gösterirken müminin amelinin neye temsil edildiğini daha iyi idrak etmemize de vesile olmaktadır.
İşte bu nokta kökleşmenin, ve köklerin sağlam bir şekilde toprağa sarılmasının bir neticesidir. Müminde aynen böyledir o dinde ve ilimde kökleştikçe ve kökü sağlam bir şekilde kuranı kerime ve sünneti seniyeye sarıldıkça onun hayatında da bu manzara teşekkül edecektir.

Birde bu misalin verildiği ayetlerin ibrahim suresinde yer alması ne kadarda dikkate şayandır. En doğrusunu Allah bilir, ibrahim (as) bu ümmetin çınarı ve en büyük örneklerindendir. Ona aline ve ashabına selam olsun.

İbrahim suresinin ayetlerinin devamında birde Allah cc tam tersi bir durumu itaatsizliği bizlere şöyle misal getirmektedir.

وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَب۪يثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَب۪يثَةٍۨ اجْتُثَّتْ مِنْ فَوْقِ الْاَرْضِ مَا لَهَا مِنْ قَرَارٍ
 Kötü bir sözün durumu da; yerden koparılmış, ayakta durma imkânı olmayan kötü bir ağacın durumu gibidir. (İbrahim - 26)

Allah Teâlâ : Çirkin bir söz; kötü bir ağaca benzer, buyurur ki; bu, kâfirin küfrünün benzeridir. Onun aslı ve sebatı yoktur. O, Ebu-cehil karpuzuna benzetilmiştir. Şu'be'nin Muâviye İbn Kurre'den, onun da Enes İbn Mâlik'den rivayetine göre; o, Ebucehil karpuzudur demiştir.

Allah Teâlâ : «Yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer.» buyurur ki, onun kökü ve sebatı yoktur. İşte küfür de böyle­dir; onun ne kökü, ne de dallan vardır. Kâfir için hiç bir amel (Al­lah'a) yükseltilmez ve ondan hiç bir şey kabul olunmaz.




Evet bu resminde ifade ettiği üzere ebu cehil ve izinden gidenleri insanları hakikate karşı kör etmiş ve etmeye devam edeceklerdir.
Allah cc bir kökü olmayan inancı temsil eden meyvesi kör eden bir ağacı misal getirerek meseleyi anlamamız ve idrak etmemiz için işte böylece gözlerimizin önüne seriyor.
Emri ihtiyariye gelince; Allah cc yalnız kendisine kulluk (tevhid) etmek için yarattığı, dünya hayatında imtihan gereği kendisine muhalefet etmek imkanı tanıdığı emir ve kanunlarına denir ki biz bunu şeriat olarak isimlendiriyoruz.

Esasen kelime-i tevhidi kalp ile tasdik dil ile ikrar eden her mükellef için ihtiyar ( seçme hürriyeti ve irade ) ortadan kalmış artık tekvini kanunlara boyun eğen diğer eşya gibi Allah cc şeriati çerçevesinde ızdırari hükümlerin altına girmiş demektir.

Bu anlayıştan uzak bir şekilde tekrar ve ikrar edilen kelime sahibini manasından gafil bir şekilde söyleyen papağan durumuna düşürecek, sahibine  cennetin anahtarı olma hüviyetini asla kazandırmayacaktır. Günümüzün en büyük problemi olarak ifade edebileceğimiz bu meselenin daha detaylı öğrenilmesi adına Şahımerdan Sarı hoca efendinin Kelime-i Tevhid ve Manası adlı eserine başvurulmasını ve katiyetle meselenin hafife alınmamasını tavsiye ederiz.

İmtihan gereği bizlere bahşedilmiş olan ihtiyarın( seçme hürriyeti ve iradenin ) Yalnız Allah'a devir ve teslim edilmesine islam kulluk olarak ifade etmiştir. Bu anlayışın dışında yaşanacak her türlü hayat şekli kula kulluğu gündeme getirecek ve insanlar ona şirk koşma zilletinden asla kurtulamayacaklardır.

Kelime-i Tevhidin özünde yatan bu hikmete binaen geçen yazımızda şu sözü paylaşmıştık; Sen başkasına ait iken sana ait ne olabilir ki ? Yalnız Allah'a kulluk ona ait olduğunun farkına varmak şahsımıza ait hiç bir tasarruf yetkisinin olmadığına itikat etmek demektir.

Allah cc kitabı keriminde şuayb (as)'ın kavminin diliyle şöyle buyurmaktadır;

قَالُوا يَا شُعَيْبُ اَصَلٰوتُكَ تَأْمُرُكَ اَنْ نَتْرُكَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَٓا اَوْ اَنْ نَفْعَلَ ف۪ٓي اَمْوَالِنَا مَا نَشٰٓؤُ۬اۜ اِنَّكَ لَاَنْتَ الْحَل۪يمُ الرَّش۪يدُ
 Dediler ki: 'Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri bırakmamızı ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekte yumuşak huylu, aklı başında adamsın. (Hûd - 87)
 
Aklı başında olmanın alametini yüklenilen emanetin farkına varmaktır. Sözüm ona müslüman geçinen yığınların manasızca kıldıkları namazları kendilerine, şuayb (as)'ın kafir kavminin anladığını hiç bir tasarruflarının olmadığını anlatmış mıdır demekten kendimi alamıyorum.

Bütün bunları anladıktan sonra emaneti yüklenmekten çekinen ve ondan endişeye düşen göklerin,yerlerin ve dağların anlayıp ta insanın cahil ve zalim kaldığı o dehşet sorumluluğu omuzlarımıza ilhak eden ayeti kerimeye geçebiliriz. Yüce Allah c.c buyuruyor;

اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُۜ اِنَّهُ كَانَ ظَلُوماً جَهُولاًۙ
 Doğrusu Biz, (emaneti) göklere, yere, dağlara teklif  ettikte onlar bunu yüklenmekten çekindiler  ve ondan korkup endişeye düştüler; fakat onu insan yüklendi. Doğrusu insan çok zulümkar  ve çok cahildir. (Ahzâb - 72)

Bu muazzam Ayeti kerimede bizlere temsil edilen omuzlarımızda ki sorumluluk, onu yüklenmekten çekinen ve endişeye düşen gökleri,yeri ve dağları anlamaya doğru bizleri sevk ediyor. Niçin bu teklif sadece onlara sunuldu ve onları endişeye düşüren hakikat neydi ve neden insan bu kadar cahil ve zalimdir? sorularını aklımıza yer ediyor.
İnş yazımız üçüncü bölüm ile devam edecektir.

 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder