Video Foto Galeri Yazarlar
24.5.2018 - Perşembe

Şüheda DEMİR

ZAMAN DURMA ZAMANI DEĞİL-4 BU KOŞTURMA NEREYE?

"Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O'na varacaksın." (İnşikâk - 6)

4 Mayıs 2018 11:01
A
a


بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

 
ZAMAN DURMA ZAMANI DEĞİL-4
BU KOŞTURMA NEREYE?
 
Hamd âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. O Allah ki, insanı, hiç ismi bile anılmazken katışık bir nutfeden yaratmıştır. Sonra ona ruh üflemiş ve böylece sakin bir et kütlesi olan cesedi harekete geçmiştir. Bunlardan bir kısmı anne karnından çıkınca hareketine devam etmiş, bir kısmı da sakin kalmış, canlılardan ziyade  kabir ehline yakın olmuşlardır. Hayat sürenlerden bir kısmı yaratıcısının rızası doğrultusunda hareket etmiş kimisi de nefsin hevası ve şehvetleri yolunda, Allah'u Teâlâ’nın gazabına doğru hareket etmişlerdir. Bu iki grup arasında büyük fark çeşitlerine göre hesaba çekileceklerdir.
 
"Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O'na varacaksın." (İnşikâk - 6)

Salat ve Selam kendisine tebliğ emri geldikten bu dünyayı terk edene kadar bir an bile durmadan ve yılmadan çalışan, tüm insanlığın Efendisinin onun ehl-i beytinin ashabının  ve onun hidayeti doğrultusunda yürüyüp bu dine yardım etmek için hareket eden, Allah yolunda musibetler karşısında yılmayan gevşemeyen, zaa'fa düşmeyen ve bu hayatta son nefesine kadar mücadele edenlerin üzerine olsun.

ÖNCEKİ YAZIMIZDA İYİLİKTE YARIŞMAKTA KALMIŞTIK VE KALDIĞIMIZ YERDEN DEVAM EDİYORUZ İNŞAALLAH.

4)Kişilerin İlme Koşmaları  
A)-Tarifi:
Allah azze ve celle:

وَاَمَّا مَنْ جَٓاءَكَ يَسْعٰىۙ
 Ama koşarak sana gelen ise, (Abese - 8)

وَهُوَ يَخْشٰىۙ
 Ki o, 'içi titreyerek korkar' bir durumdadır; (Abese - 9)

فَاَنْتَ عَنْهُ تَلَهّٰىۚ
 Sen ona aldırış etmeden oyalanıyorsun. (Abese - 10)

İmam Şevkani diyor ki :''Yani hızlı bir şekilde sana gelen, senden onu hayır yoluna davet etmeni ve Allah için kendisine öğüt vermeni istemesidir.''(Fethul Kadir)                                                                                                     
Bu sıfata sahip olanlar; faydalı olabilmek için ilme koşmuşlar ve ilim öğrenmede yarışmışlardır. İlim İslam'ı tebliğ etmek için ne kadar gerekli olduğunu anlayınca sahip oldukları her şeyi ilmi öğrenmek yolunda harcamışlardır. Hatta İbn-ül Kasım İmam Malik hakkında :''İlim talep etmek Maliki; evinin tavanını yıkıp tahtalarını satmaya kadar götürdü'' diyor.
 İmam Buhari ise, uykusunda bile ilmi düşünürmüş. Hafız İbn-i Kesir: ''Buhari geceleyin uykusundan kalkıp kandilini yakar ve aklından geçen faydalı ilmi yazar, sonrada kandilini söndürüp yine yatardı. Sonra tekrar kalkardı. Hatta bu kalkışlarının sayısı bir gecede,yaklaşık yirmi kereyi
bulurdu.''diyor.                                                                                                                                                                                               

İmam İbn-il Cevzi (rh),ilim öğrenmeye başladığında büyük zorluklarla karşılaşmasına rağmen o bunu baldan bile tatlı olarak nitelendiriyor ve şöyle diyordu:''İlim öğrenme yolunda öyle zorluklar ile karşılaşıyordum ki, istemiş olduğum şeyin yüceliğinden; bunlar bana baldan daha tatlı geliyordu. Gençliğimde yanıma kuru ekmek alıp, hadis öğrenmeye çıkıyordum. Acıktığımda İsa nehrinin-Bağdat da kıyısına oturdum, çünkü o kuru ekmeği susuz yiyemezdim her lokma yediğimde üzerine su içerdim, gözüm, ilim tahsilinin lezzetinden başka bir şey görmezdi.''

Bunun daha ötesinde, bu sıfata haiz olan o şahıslar, seyahat etmenin, çok zor olduğu o günlerde, sadece bir hadis öğrenmek için bir memleketten diğerine gider sonrada geri dönerlerdi. Hatta bazıları da bir hadisten daha az bir ilim için seyahat etmişlerdir.                                                                                                                                                               

Evet! İslami Davayı tebliğ için, en önemli şeyin ilim olduğunu yakinen bildikleri için, bir kelime öğrenmek uğruna bütün o güçlüklere katlanıyorlardı. Öyleyse sürekli hareket sahipleri için ilim öğrenme yolunda tembel olmaları mümkün değildir. Tembellik bir Müslümanın şiarı olamaz....

5)Kişilerin Davete Koşarak İcabet Etmeleri:
Allah azze ve celle şöyle buyuruyor:

 
وَجَٓاءَ مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ رَجُلٌ يَسْعٰى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلينَۙ
 Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: 'Ey kavmim, elçilere uyun' dedi. (Yâsîn - 20)
                                                                                                                            
Bu şehrin hangi şehir olduğu ve adamında kim olduğu önemli değildir. Önemli olan ayeti kerimenin içerinden öğrenilmesi gereken sıfattır. O sıfatta: Peygamberlerin davetine icabetteki sürattir. Ayeti Kerime de söz konusu edilen bu daveti kabul etmekle hiç bir dış fayda beklemeksizin kendisini davasının erlerinden biri yapmıştır. Bunun için koşarak gelmiş ve insanlara inanmış olduğu davaya çağırmaya başlamıştır.                                     

Seyyid Kutup (rh.a) diyor ki :''Bu;selim fıtrat sahibinin hak olan daveti müstakime icabettir. Bu icabette sadakat sadelik, hareket, doğru idrak ve apaçık olan Hakka kuvvetli bir boyun eğme vardır. Söz konusu adamda daveti duymuş ve hakkın delillerini gördükten sonra kabul etmiş, konuşmak suretiyle de bu hakkı kavmine tebliğ etmiştir.
Kalbi iman gerçeğini kavradıktan sonra vicdanı onu harekete geçirmiş ve neticede doğruları ilan etmeden duramamıştır. Etrafındakilerin delaletini, azgınlığını ve sapıklığını görürken o inancıyla evinde oturamamış kendisini değiştiren hakikati onlara da ulaştırmak için tüm gücünü kullanmıştır. Elçileri inkâr eden yalanlayan ve tehdit eden kavmine hakkı söylemek için uğraşmıştır. Şehrin öbür ucundan koşarak gelip kavmini hakka çağırmak, onların azgınlığını önlemek ve elçilere zulüm etmeden önce bu çirkin saldırılarını önlemek uğrunda bütün gayretini sarf etmiştir. Göründüğü gibi bu adam şan, şöhret ve saltanat sahibi biri değildir. Kavminin veya aşiretinin ileri gelenlerinden biri de değildir. Fakat vicdanındaki inancı canlıdır. Onu harekete geçirip şehrin bir ucundan öbür ucuna koşturmaktadır.''(Fizilalil Kur'an)           

Peki bu icabetin sebebine baktığımızda Söz konusu adamın tereddütsüz katılımı bu davayı en iyi şekilde kavramış olmasından kaynaklanmaktadır. Bilgisi ölü değildir. Bu hızlı katılımın olması için kabullendiği davayı çok iyi bilmesi gerekir. Bilgide hayat vardır. Hayatta hareket anlamına gelir. Ölü ve donuk bir bilgi, bilgi değildir. İmam Hasan el Basri koyunları, böyle donuk ve ölü bir bilgiye sahip olanlardan daha akıllı görüyor. Çünkü bu tür ruhsuz ve cansız bir bilgiye sahip olanlar, kendilerine yöneltilen kelimelerden etkilenmezler, İmam el Basri bunlara şöyle diyor: ‘Bir bağırmayla dağıtıp, bir işaretle savdığın koyunlar senden daha akıllı olmasın.''                                                                                                                                                                            

Muhammed Kutup,''İslami Terbiye Yönetimi''adlı kitabında bu bilgi ve marifet konusuna değinerek şöyle demiştir: ''Bir şeyi zihni olarak İslam'ın istediği ve kabul ettiği bir bilgi değildir. Çünkü bu bilgi yüzeyseldir ve ölüdür. Pratik bir hayatta, anlam ifade etmediği gibi insanın gidişatına da hiç bir etkisi olmaz. Bu şartlarda varlığıyla yokluğu aynıdır.                                                                                                                                                                                            

Öyleyse zihni, nazari soğuk ve ölü bilgi başka vicdanından kaynaklanan canlı bilgi başkadır. Bu canlı bilgi ile kişinin bütün benliği etkileşim içerisine girer ve pratik hayatın akışına belirli bir yansıması olur. İşte İslam'ın bizzat istediği ve insanların Müslüman olabilmeleri için kalplerinde yetiştirdiği bilgi budur.''                                                 
Ashabı Kiramın İcabetinden bazı örnekler verelim:                                                                                                                                                       

   Ashabı Kiram(r.a) vicdanlarından, kalbe yerleşen bilgiden kaynaklanan bu canlı bilgiden başka bir şey bilmiyorlardı. Bu bilgi bütün benlikleri ile etkileşim, içerisine girerek pratik hayatlarının akışına yön veriyordu. İşte Evs kabilesinin Efendisi Sad b. Muaz, kendisine İslam'ı anlatan Mus'ab b. Umeyr ve Sad b. Zürare'yi dinliyor, sözlerini bitirir bitirmez: ‘Müslüman olup bu dine girdiğinizde ne yaparsınız?''diye soruyor. “Guslet ve temizlen, elbiseni de temizle, sonra hak şehadetiyle şehadet et ve iki rekât namaz kıl'' diyorlar. Bunun üzerine Sa'd kalkıyor; gusledip, elbisesini de temizledikten sonra, hak olan Kelime-i Şehadeti getiriyor ve arkasından iki rekât namaz kılıyor, ardında harbesini yanına alıp, Useyd b. Hudeyr ile birlikte kavminin toplandığı yere gidiyor. Sa'd'ın geldiğini gören kavmi ''Allah'a yemin ederiz ki Sa'd sizin yanınızdan ayrılıp gittiği halinden daha değişik bir halle yanınıza dönüyor''  Diyorlar. Sa'd kavminin önüne gelip dikildiğinde: ‘Ey Abdul-Eşhel oğulları; Aranızda beni nasıl bilirsiniz?'' diye soruyor: ''Efendimizsin, içimizde en doğru görüşü olan ve en sağlam karakterli olansın’ ‘diyorlar. Bunun üzerine Sa'd kavmine: ''Allah'a ve O'nun elçisine inanmadığınız müddetçe sizin ne erkekleriniz ne de kadınlarınızla konuşmak bana haram olsun'' diyor. Ve Abdul-Eşhel oğulları yurdunda kadın ve erkek ne kadar insan varsa hepsi Müslüman oluyor.''(Elbidaye-Ven-Nihaye)                                                                                                                                                                

Yine Musab b.Umeyr (r.a)Medine'de İslam'ın yayıldığı haberini Resulullah'a (s.a.v) vermek için geri dönüyor ve 2.Akabe beyatından sonra hicret gerçekleşiyor. Sonrada tarihin, yaptıklarını tasvip edip, söylediklerini dinlediği birçok kahramanlar ve kahramanlık örneklerinin ortaya çıktığı cihad merhalesi başlıyor. İşte şu anda İslam'ı o canlı ve pratik anlayışla kavramış olan bu örneklerden birinin karşısındayız, büyük sahabi Ümeyr b. Humam el-Ensari Rasulullah (s.a.v), Bedir savaşı sırasında :''Genişliği yeryüzü ve gökler kadar olan cennet için, kıyam edin'' buyurduğunu duyunca, Umeyr: ''Ya Rasulullah Cennetin genişliği yeryüzü ve gökler kadar mıdır?'' diye soruyor. Rasul-i Ekrem : ''Evet...''buyuruyor. Bunun üzerine Umeyr,(hoşuna gittiğini ifade edercesine):''Beh Beh:'' diyor.Rasulullah (s.a.v) ''Sana beh, beh dedirten de nedir?'' diye sorunca Umeyr: ''Vallahi sadece Cennetin ehlinden olmak arzumdur, Ya Rasulullah.'' diyor. Rasul-i Ekrem: ''Sen Cennet ehlindensin'' buyuruyor. Umeyr çıkınından biraz hurma çıkararak yemeye başlıyor, sonra:''Eğer hurmalarımın hepsini yiyene kadar yaşarsam, bu çok uzun bir hayat olacak '' diyor ve elindeki hurmaları atarak,düşman ordusunun içine dalıyor,şehit düşene kadar çarpışıyor''(Müslim)                                                                                                          

İşte Ashabı Kiramın icabetinin sürati ve niteliğinden şaşırtıcı bir örnek daha! Ve daha niceleri yazmakla tükenmez. Bunlardan bir sahabide Amr b. Sabit b. Vak'dır. Bir kere bile namaz kılmadan Cennet'e girmiş birisi Uhud günü davete hemen icabeti kılıcını kuşanıp, savaşa katılması ve şehit olması. Ve bizler bu mükemmel insanlara baktığımızda onlardaki yakin ile bizim yakinlerimizin ne derecede olduğu akıllı olan bir kimse tarafından hemen kavranır. Onlardaki hemen icabet, samimiyet, teslimiyyet, gayret en başta gelen özellikleri hedeflerini belirlemeleri, hedefi dünya olanın kazancı da dünya olur. Hedefi ahiret olanın kazancı ahiret olur. Bizler ilk evvela bu yazılanları okuduğumuzda bir hikâye masal gibi okursak ve öğrenirsek biz o zaman tabi ki gayesi ve hedefi belli olmayan bir araba misali önümüzdeki en sert duvara çarparız. Bizlerdeki çarpılmışlığın ve vurdumduymazlığın nedenlerini ancak ve ancak samimi bir kalple araştırırsak ve bulursak o zaman kendimizi ve hayatımızı düzene sokabiliriz. Ve bizlerde de doğru hareketlenmeler meydana gelebilir. Hareketin sürekliliği, diğer bütün sıfatların toplamıdır. İyilik için çaba harcamak, dava ve davetçilerle ilgilenmek, hızlı (koşarak),icabet etmek, ilim peşinde koşmak, gayretlilik, davanın derdi ile dertlenmek, az uyumak, yolu bilmek, hareketsizlik ve tembellikten nefret etmek, bütün bunlar hareketliliğin devamına yardımcı olan etkenlerdir. Bu sıfatlar, sürekli Hareket sahiplerinin ana özelliğidir. Onlara göre yapılacak işlerin çokluğu, mücadelenin devamlılığı kadar önemli değildir. Bu sıfat (harekette, süreklilik)Allah azze ve celle'nin en sevdiği sıfatlardandır. Rasulullah (s.a.v)''Allah'a en sevimli gelen ameller, az da olsa, devamlı olan amellerdir.''(Müslim) 
Şeyh Mannavi, bu hadisle ilgili olarak diyor ki:''Devamlı olan yani sürekli olarak yapılan en çok sevaba haiz olandır.Anlamı kesintisiz olarak nafile ibadetlere devam etmektir.İşte bu şekilde bıkmadan,usanmadan daima hareket halinde olan kişiye yükseklerden bakanlar, onu(Müslümanı)yolunda hiçbir engel tanımayan, bu engellerin büyüklüğü karşısında kendini küçük görmeyip onları çekmeye çalışan,gücü yetmediği zamanda tek olmadığının şuurunda olup organik bağla bağlı olanlarla birlikte o engeli beraberce izale ettiren,Çalışkan Karınca gibi görür.Rabbim keskin idrak derin anlayış sahibi olabilmeyi sabit kalabilmeyi sebat için gereken azıkları ve sıfatları üzerine bir mıh gibi çakabilenlerden olmayı nasip eylesin inşallah..

Rabbim Hakkı Hak bilip Hakka sarılan batılın batıl olduğunu bilip batıldan uzaklaşan kullarından eylesin (İnşallah..)
 
‘’ Oradaki duaları: 'Allah'ım, Sen ne yücesin'dir ve oradaki dirlik temennileri: 'Selam'dır; dualarının sonu da: 'Gerçekten, hamd âlemlerin Rabbi olan Allah'ındır.'’
(Yûnus - 10)
 
ELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

Haber var islah eder, haber var ifsad eder