Video Foto Galeri Yazarlar
17.8.2018 - Cuma

Şehide HASRET

Zeynep Binti Cahş(R.anha)

“Allah ve Rasûlu bir iş hakkında hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek veya kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Rasulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. (Ahzab 36)

10 Şubat 2018 13:00
A
a
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Zeynep Binti Cahş(R.anha)
Sözlerimizin ve işlerimiz başı ve sonu Âlemlerin ve bizim yegane ilahımız olan Allah(cc)’ya hamd etmektir. O Allah ki Aziz’dir, Cebbar’dır, Malik-ul Mülk’tür.
Salat ve selam yegane önderimiz Hz. Muhammed(sav)’e O’nun âline, ashabına ve kıyamete kadar O’nu rehber edinenlere olsun.

                Zeynep Binti Cahş (Ranha) Rasulullah(sav) Efendimizin hanımlarındandır. İslamiyeti ilk kabul eden hanım sahabilerden, Efendimizin halasının kızı, ibadete düşkün ve cömertliğiyle meşhur. Fakirlerin, gariplerin annesi diye anılan takva erlerinden. Kendi el emeğiyle geçinen, dikiş, nakış ve el işi yaparak kazandığı paraları fakirlere infak eden sehâvet sahibi bir mücahide. Nikâhını Allah’u Teâla’nın kıydığı bir bahtiyar. Efendimizin ahirete göç eylemesinden sonra kendisine ilk kavuşan annemiz.

                Zeynep adını ona Rasulullah(sav) verdi. Asıl adı ise Berre idi. Annesi Rasulullah’ın halası idi. Cahiliyyenin yanlış adetlerinden birisini daha yıkmak isteyen, kölelerin aşağılanmasını ortadan kaldırmak ve İslamiyetin insanları eşit saydığını göstermek niyetinde olan Efendimiz onu kölesi Zeyd ile evlendirdi. Zeynep ve kardeşleri bu işi uygun görmediler. Hür bir kadının, azatlı biriyle evlenmesi o gün ki örfe göre mümkün değildi. Bunu içlerine sindiremedir. Hatta Zeynep şunu söyledi:
-“Ya Rasulullah ben senin halanın kızıyım. Ona varmaya razı değilim. Ben Kureyş’liyim o ise bir köle.” Dedi.

Zeyneb’in bu sözlerinden sonra ise şu ayetler nazil oldu:

“Allah ve Rasûlu bir iş hakkında hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek veya kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Rasulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. (Ahzab 36)

                Bunun üzerine Zeynep Binti Cahş tekrar Rasulullah(sav)’e sordu. “Ya Rasulullah sen Zeyd ile evlenmemi istiyormusun?” Efendimiz “Evet” dedi. Bu kez “Rasulullah’a asi olamam dedi ve teklifi kabul etti. Bu ayetin tefsirini Seyyid Kutup(ra) şu şekilde açmıştır:

                “Bu ayetin iniş sebebi Zeyneb’in evlenmesiyle ilgili olsa da ortaya koyduğu temel kurallar Müslümanların vicdanlarında, pratik hayatlarında ve zihinlerinde derin etkiler meydana getiren genel ve geniş kapsamlı bir devrim idi. İslam inanç sisteminin bu ilk Müslümanlarına vicdanlarına tam anlamı ile yerleşmişti. Müslümanların ne öz varlıkları ne de davranışları kendilerine ait değildi. Hem öz varlıkları hem de ellerinde olan her şeyleri Yüce Allah’a ait idi. O dilediği gibi onları yönetirdi. Kendileri için neyi isterse onu seçerdi. Onlarda buna boyun eğerlerdi. Onlar yasalara göre işleyen şu koca evrenin bir parçası idiler. Hükmeden ise Allah(cc) idi.”

                O gün Zeynep İdi bu koca evrenin küçücük bir parçası olan itaatkâr Müslüman. Bugün ise bizleriz. Zeynep Allah’a ve Ahiret gününe göndermiş olduğu peygamberine inanan bir kadın olarak nefsinin hoşuna gitmese bile emrine razı olmuştu.

                Peki bizler bugün Allah(cc)’a ve Resulüne itaat noktasında neredeyiz? Hayatımızın her alanında beni yaratan, rızıklandıran, nimetler veren diriltecek olan Rabbim hükmeder ve onun yasakladığı yerde artık benim söz söyleme hakkım yoktur mu diyoruz? Yoksa ben ibadetimi Allah’a yaparım ama gezmeme, giyinmeme, evlenmeme, boşanmama, hukukuma, mirasıma vs. Allah mı karışacak(haşa) mı diyoruz? Ya da bir mazeret daha vardır ki oda şudur, o zaman ki Müslümanlar, Peygamberi görmüşler çok şanslılar ve mecburen ne derse yaptılar. Bizde görseydik onunla aynı zamanda yaşasaydık bizde öyle olurduk diyorlar. Emin olun ki bu zihniyette olanlar bugün Peygamber gelse onu en başta yalanlayacak olan kişilerdir. İş Peygamberi görmekte değil, onu görmediği halde getirdiğine iman edip itaat etmektir. Nefsinin hoşuna gitsin veya gitmesin Müslümansan eğer Allah’ın hüküm koyduğu yerde söz söyleme ama acaba, bence deme hakkın yoktur.

                Kim ki Allah’ı ve Peygamberini çok sevdiğini iddia ediyor ve adı duyulunca gözleri yaşarıyor fakat iş onun emirlerine geldiğinde hayatına hiçbirini geçirmiyorsa, Allah’ın gönderdiği kitabından, Peygamberinin sünnetinden, ne uğurda mücadele ettiğinden, neden işkencelere, dışlanmalara maruz kaldığından habersiz ise o kişi onu canından çok sevdiğini idi etmesin, ondanda boşuna şefaat beklemesin çünkü buna hakkı yoktur. İslam’dan, sünnetten, Kuran’dan habersiz olan insanlar gafillerin ta kendisidir. Bu sözde Müslümanları İhsan Süreyya Sırma şu sözleriyle nede güzel anlatmıştır:

“Ya Resulallah! Senin canınla, malınla yaptığın mücadeleyi, kelimelerle ifade etmekten bile aciz olan bizlere “Ümmetim” diyecek misin Hesap Gününde Allah’ın huzurunda?”

                Senin davan için uykuları kaçmayan, rahatları bozulmaya, kalpleri titreyen titremeyen, Allah’a ve Resul’üne karşı utançtan ayaklarının dermanı kesilip yere yıkılmayan, senden görünüp, davan için hiçbir şey yapmayan, Müslüman olduklarını söyleyip, bütün hayatlarını İslam’a zıt tayin eden bu insanlar, senin sancağının altına girmek isterlerse Mahşer Gününde onları nasıl takdim edeceksin Rabbine?

                Rabbine ve ayetlerine teslim olan Zeynep Binti Cahş Hz. Zeyd ile evlendi. Fakat aralarında samimi bir sevgi ve sıcak bir yuva hakim olmadı. Bu evliliğin uzun süre olamayacağını sezen Zeyd Rasulullah giderek “Ya Rasulullah ben ailemden ayrılmak istiyorum” dedi. Buna üzülen Rasulullah “Eşinin elini tut Allah’tan kork” dedi. Fakat bir zaman sonra Zeyd dayanamadı çünkü aralarında hiçbir muhabbet kalmamıştı. Zeyd(ra) nikâh akdini bozup Zeynep(ra) boşamak zorunda kaldı.
                Resul-i Ekrem bu duruma çok üzüldü. Cahiliye âdetleri ise toplumu kara bulut gibi sarmıştı. Bir kimse evlatlığının hanımı ile evlenemezdi. Fakat Allah(azze ve celle) bu yanlış anlayışların, batıl adetlerin kalkmasını murad etti. Vahyini indirdi.

“Evlatlıkları öz babalarına nispet ederek çağırın, bu Allah katından en hayırlı olandır. Şayet öz babalarını bilmiyorsanız onlar sizin din kardeşlerinizdir ve dostlarınızdır. Yanılarak yaptığınızda size bir günah yok, fakat kalbinizin bile bile yaptığından günah vardır. Allah çok bağışlayan çok esirgeyendir.”

                Bu ayetler nazil olunca azat edilmiş köleler e evlatlıklar öz babalarının adıyla anılmaya başladı. Daha sonra Rasulullah’ın endişesini gidermek adına şu ayetler indi.

“(Resulüm) hani Allah’ın nimet verdiği, senin de kendisine ihsan ettiğin kimseye eşini yanına tut Allah’tan kork diyordun. Allah’ın açığa varacağı şeyi insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana layık olan Allah’tır. Zeyd o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlatlıkları karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.” (Ahzab 37-40)
Hz. Aişe annemiz bu ayetleri duyduğu zaman “işlerin en büyüğü ve en faziletlisi ona nasib olmuş ve Allah onu gökte Resulüne nikâhlamıştır. Zeynep bununla bize karşı iftihar edinecek ve öğünecektir” dedi.

                35 yaşında olan Zeynep Binti Cahş Efendimiz(sav) ile evlendi. Bu düğün bir ayetin daha nüzulüne sebep oldu. Yemek yedikten sonra, bir türlü kalkıp gitmeyen ve Rasulullah’a rahatsızlık veren üç kişi vardı ve sürekli konuşup gitmiyorlardı. Ahlakından ötürü bir şey diyemeyen Peygamber Efendimiz çok ve onu gören Rabbi şu ayetleri nazil etti.

“Ey İman Edenler! Peygamberin evine yemeğe davet olunmadan vaktine  bakmadan girmeyin. Ancak davet edildiğiniz zaman girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Bu peygamberi üzmekte fakat o utanmaktadır. Ama Allah hakkı söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu hem sizin hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır.” (Ahzab 53)
                O günden itibaren Efendimizin(sav) aileleri, müminlerin anneleri perde arkasına çekildiler. Kıyamete kadar gelecek olan bütün hanımlara örnek teşkil ettiler. İnsanlık haysiyet ve şerefini bu şekilde muhafaza ettiler. İffetli bir hayat sürdüler. İslam dini her konuda güzelliklerini ortaya koyuyor ve huzuru sükûnu sağlayıp insanlara şerefli bir hayat veriyor.

                Hz. Zeynep annemizde ibadetiyle, takvasıyla, vefakâr oluşuyla, cömert olmasıyla her nesle örnek bir hanımdı. Kendi eliyle yaptığı dikiş ve el işleriyle geçinirdi. O dünya malına önem vermezdi. Hz. Aişe(ra) onun cömertliği hakkında şöyle der; “Ben ini yaşamak konusuna Zeynep’ten daha hayırlı, onan daha çok Allah’tan korkan, ondan daha doğru sözlü, akraba hakkını ondan daha çok gözeten, Allah’ın rızasının kazanmak için fakirlere ondan daha çok sadaka veren bir kadın görmedim.”

                Bu yüce hasletinden dolayı Efendimiz vefatından sonra ona ilk kavuşan annemiz oldu. “Bana en çabuk kavuşacak olanınız kolu uzun olanınızdır.” Hikmetli sözünün muhatabı oydu ve sebebi çok cömert olmasıydı.

                Rabbim bizleri de böyle mübarek öldükten sonrada güzel sözlerle anılan hanımlardan eylesin inşallah. Onların hayatları, ahlakları, itaatleri her Müslüman kadına örnek olsun inşallah.

ELHAMDULİLLAH…    
  
 

 

Haber var islah eder, haber var ifsad eder