Video Foto Galeri Yazarlar
19.10.2017 - Perşembe

Şeyh Muhaysini Türkiye'nin İdlip'e Müdahelesini Değerlendirdi

Okunma: 9312
ÖZEL HABER 12 Ağustos 2017 21:17
Videoyu Aç Şeyh Muhaysini Türkiye'nin İdlip'e Müdahelesini Değerlendirdi

Bilal Abdülkerim'in sunduğu 'Gerçeklerle Yüzleş' programına konuk olan Dr. Abdullah Muhaysini, izleyicilerden gelen soruları cevapladı.



GERÇEKLERLE YÜZLEŞ PROGRAMI (2)
TÜRK ORDUSU’NUN İDLİB’E GİRMESİ MÜMKÜN MÜ?
Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Bismillah, elhamdulillah ve salat ve selam Rasululullah’ın, ailesinin ve ashabının üzerine olsun. Orada bizleri izleyen herkes hoşgeldiniz. Benim adım Bilal Abdülkerim. Biz burada konuğumuzla birlikteyiz.
Ve diyorum ki: “Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu,
Ve aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuhu, hoşgeldin sevgili Bilal. Allah’tan benim ve senin salih amellerini kabul etmesini dilerim. Seninle ilk röportajın ertesinde tekrar birlikte olmaktan mutluyum. Ve merhabalar, bizi izleyen tüm kardeşlerimiz. Allah’tan sizin ve bizim salih amellerimizin kabulünü dileriz.
Bugün havanın 100F yani 40 derece olduğunu ama yine de devam edeceğimizi izleyicilerimizin bilmesini istiyoruz.
Hava sıcak ama Bilal Abdülkerim’in stüdyosunda klima yok.
Shhhhh İnsanlar sanıyor ki “On The Ground News[OGN]”in imkâniyetleri geniştir. Neyse bunu düşünmeyin. İzninizle sorulara başlayalım.
İlk soru Ebu Saad Lenciri’den: ''Mücahidler niçin Özgür Suriye Ordusu'nun yanında savaşıyorlar, çünkü onlar şeriatı istemiyorlar ancak demokrasiyi istiyorlar?'' Cevabınız nedir?
Allah seni yaşatsın kardeşim Saad. Allah’tan senden ve benden salih amelleri kabul etmesini diliyorum. Kardeşimiz Saad'ın sorusunu kısaca cevaplayacağız, çünkü elinde birçok soru bulunduğunu biliyorum. SubhanAllah sen bana 100 veya 200 soru sahibi olduğunu söyledin ancak onların hepsini cevaplayamayacağız kardeşlerimiz bizi bağışlasın. Kardeşim Saad'a diyorum ki bu problem aslında ÖSO hakkındaki yanlış algıdan kaynaklanmaktadır. Bunun sebebi de bazı medya aktivistlerinin ve diğerlerinin hakkı değiştirmek gibi yaptıklarından dolayıdır. Grup olarak ÖSO diye adlandırılan hiçbir şeyin mevcut olmadığını biliyor musun kardeşim Saad? Muhtemelen sen bilirsin Bilal çünkü sen sahadasın ancak birçok insan dışında bilmiyorlar. ÖSO diye bir grup yok. ÖSO tıpkı bir şemsiye gibidir. Barışçıl göstericileri korumak ve barışçıl bir hareketi devrime taşımak için silahlı devrimci bir hareket. Devrim sancağını kaldırdılar ve ardından Halep’ten, İdlip’ten, Hama’dan, Humus’tan, Dera’dan ve diğerlerinden savaşan her grup her bölgeden liderlerinden birisinin etrafında toplandılar. Devrim sancağını yükselttiler. Biz ÖSO’yuz ismimiz Faruk Grubudur gibi. İsmimiz örneğin Ceyşul İzze, Güney Cephesi, Ceyş Nasr ve benzerleri. Böyle, ÖSO diye bir grup yoktur. Bazı gruplar devrim sancağını yükselttiler ve biz ''ÖSO''yuz dediler. Bu gruplar cidden kendi aralarında önemli ölçüde farklılar. Bu gruplarla İslami olanların arasındaki ayrım, ve tabii ki İslami gruplar ve ÖSO arasındaki ayrımcılıkla ilgili bir çekincem var.

Çünkü bazıları bu duyguyu kardeşimiz Saad'ın hissetmesini sağlıyor. İslami olanlar diğer bir deyişle Müslümanlar ve diğerleri ÖSO, Müslüman değiller; ancak bu hak değildir. Bu devrim camilerden geldi. Bazı özel odakların yönettiği otellerden değil. Ve bu hürriyetin her türlüsüne izin veren ancak ibadet hürriyetine bariyer olan tağuti rejimin zulmünden muzdarip Suriyeliler tarafından gerçekleştirilir. Öyleyse onlar özgürlük için bağırdıklarında bundan haram ilişkiler özgürlüğü manası mı çıkıyor? Şarap içme özgürlüğü mü? O hürriyetin her türlüsüne izin veriyordu ancak onları Allah'a kulluk hürriyetinden alıkoyuyordu. Öyleyse onlar özgürlük için seslendiklerinde, İslam hürriyetini istediler ve bu devrimin özüdür. Bu aslında İslami bir devrimdir.

Bunun ardından gruplar geldi, burada Esed’i devirmek ve Suriye'de İslami bir projeyi gerçekleştirmek için belli bir vizyonu olan gruplar. Hayır yani Batı’ya yönelmediler ve onlarla onların topraklarında savaşmadılar, hayır. Bu Suriye halkı için İslami bir projedir, İslami Gruplar. Diğer gruplar Beşşar'ın düşmesinden sonra belli bir vizyonları yok. Yalnızca Beşşar'ın yıkılmasını istiyorlar. Beşşar Esed için onların sloganını bulursun ''Defol! Defol!'', ÖSO’nun çoğunluğu. Geleceğe dair özel bir planları yoktur. Ancak onların mensuplarıyla konuştuğun zaman sana ''Biz her ne olursa olsun İslami bir projeyi benimsiyoruz'' diyorlar.

Ve İslami Grupların Beşşar'ın yıkılması ve Suriye üzerinde İslami hükümetin ikame edilmesi gibi ittifak edilmiş bir hedef üzerinde ÖSO gruplarının yanlarında savaştığına şahit olursun, çünkü bu insanlar tamamen Müslümanlar. Hakikat bundan ibarettir. ÖSO’dan kötü gruplar ve iyi gruplar var. İslami grupların yanında savaşanlar da mevcut, ve hepsinin ortak noktası onların hepsi İslam'ın rahmeti ve hürriyeti yolunda tağuti rejimin yıkılması için mücadele eden Müslümanlardır.

Peki onların hepsi aynı değiller mi?

Hayır hepsi aynı değiller. Mesela, ''Demokratik Suriye'' adında bir grup mevcut. Bu grup Allah'a ibadetin ve İslam'ın hürriyetinden alıkoymaktadır. Fakat yine ortada birçok ÖSO grubu mevcuttur ki ''Demokratik Suriye Kuvvetlerine'' karşı savaş yürütüyorlar. Yani demek istediğim, insanlar bu devrime haklarını talep ederek başladılar, yani savaş değişti mi dini veya mezhebi bir hal mi aldı? Yani Şii'ye karşı Sünni? Böyle mi?

Evet, devrim Allah'a ibadet hürriyeti ve onları adaletle ve, rahmetle ve ihsanla yönetecek uygun bir yönetici seçmek hukukunda haklarını vurgulamak üzere başladı. Sünni Müslümanlardan Suriye'de çoğunluk rahmetle ve iyilikle hükmedecek bir yönetici seçme hakkını istediler. Devrim böyle başladı ve hala böyle devam etmektedir. Rafızilerle ilgili olarak, hak bizim bildiğimiz iki yolun mevcut olduğudur. Evet onların arasında kesişme vardır. Bu devrimin kökenleri ve mezhepçilik meselesinin kapısı arasında. Ancak bu mesele nasıl dahil oldu?

Aslında İran'da Humeyni Devrimi adı ile Sünni toprakları yutmak isteyen bir ayaklanma vardı. 1970lerde. Evet, 1970lerde onlar bölgeyi yutmak, Şii inancını tüm bölgeye empoze etmek ve herhangi bir sünni bölgeyi Mekke, Medine veya herhangi bir yerdeki sünni halktan koparmak istediler. Devrimin, safevi eğilimlerin ve şii hilalinin yayılması için çağrı yapmaya başladılar. Ve şimdi diyorlar ki biz bir hilal istemiyoruz, biz tüm sünni bölgeleri yutacak bir şii dolunayı istiyoruz. Her ne zaman bir bölgede çatışma gördülerse üzerinde o kadar çalıştıkları o çatışmaya dahil oldular. Ve ne yazık ki Sünnileri temsil ettiği varsayılan hükümetler, onlar ise yalnızca koltuklarını korudular ve onlar (Şia) yalnızca bir şansı beklediler. Benim kendi perspektifimden gördüğüm şudur ki Şia ve -maalesef ki- Avrupla ile batı ülkeleri arasında yakın ve güçlü bir ilişki mevcuttur. Onların ihtiyaçlarının çoğunu kendilerine sağladıklarına inanmaları sebebiyle, ve onlar onlara diğerlerinden daha yakındır. Onlar onları sahne arkalarından güçlendirmişlerdir. Tıpkı Amerika'nın Saddam Hüseyin'i devirdiğinde Irak’ta olan gibi sonra da Safevi projesini etkinleştirmek için hafifçe çekildi. Günlük sağılacak bir süt ineği adıyla anılan sözde sünni hükümetler projesini gerçekleştirmek için onu bölgeye yaydı. Tıpkı Trump'ın Suudi Arabistan'ı ziyaretinde gerçekleşen gibi. İran’la olan devletleri tehdit ederken onların varlıklarını aldı ve Suudi Arabistan'ın ortasında işler işler işler diye bağırarak. Ben bir sürü iş ile geldim. Malesef, Sünniler şu anda savunmasız ve çoklar. Ancak onları savunabilecek kimse yok bu yüzden bir azınlık haline geldiler.

Irak'ı ele geçiren Safevi yönetimin uzantısı Suriye'de Beşşar ile yavaş yavaş gerilmeye başladı. Birçok toprak Şii haline geldi. Devrim başladığında Safeviler projelerinin askeri hale getirilmesi gerektiğini düşünüyorlardı, yani bu devrimin meyvesini toplayacaklardı Suriye'yi Şii bir ülkeye çevirerek, Halep'i aldılar, zayıflığımızı Allah'a şikayet ediyoruz. Allah’tan adil davalarında Sünnileri desteklemesini ve kendilerini müdafaa ederlerken onlara zafer vermesini niyaz ediyoruz.

Ebu Abdullah’tan bir sorumuz var, isminin geri kalanını bilmiyorum, diyor ki: ''Türkiye Ordusu'nun İdlip’i işgal edeceği mümkün mü ve Tahrir'uş Şam Heyeti bunu kabul eder mi?''

Maalesef bütün Sünniler onları yüzüstü bıraktıktan sonra haklı davalarında Suriyelileri korumak için Mekke'den buraya gelen bir muhacir olarak, Suriyelilerin ilk günden beri yalnızca uçaksavar silahlarının verilmesini istediklerini düşünüyorum. Bundan fazlasını istemiyorlardı. Onları bombalayan savaş uçaklarını düşürmek için bir silah istiyorlar. Böylece topraklarını özgürleştirebilirler. Onlar uzun bir süre beklediler ve kendilerini Mücahidlerden başka koruyan kimseyi bulmadılar. Muhalif veya Mücahid fark etmez. Malesef kapasiteleri düşüktü ancak Suriye halkının davasını benimsemek ve korumak için mükemmel çabaladılar ve aziz kanlarından verdiler. Öyle ki onlar Beşşar'ın devrilmesinde onlara yardım edecekleri bekliyorlar. Suriye halkı, Türkiye’nin müdahelesinin Şam’a ulaşmanın hedeflenmediğini ve mevcut durumun korunmasının hedeflendiğini görüyorlar. Ancak durumun olduğu gibi muhafazası için, yani Ehli Sünnet’e yalnızca İdlib’in bırakılması için. Ve ben (ben de sen de Halep’te ve İdlip’teyiz) halktan bu müdahaleyi kabul eden kimseyi görmüyorum. Ve biz de bu bölünmeyi kabul etmiyoruz. Biz kanlarımızı verdik, evlerimiz yıkıldı ve bizim ailelerimiz yurtlarından edildiler ve her yer yok edildi; İdlip'i tutmak için mi? Hayır. Ve bu insanlar genel olarak durumu durma noktasında tutacak hiçbir devletten herhangi bir müdahaleyi veya zorlamayı istemiyorlar. Her kim yardım etmek isterse onlara silahlarını temin edebilir. Onlara yalnızca uçaksavar silahları vererek ve onlar bunu kendi başlarına yapabilirler. Bu sahada gördüğüm şeydir.

Halep kırsalında kameraya aldığım yaşlı adamı unutamıyorum. Kameraya bakıyordu. Ve ben bunu unutamıyorum, sesini yükselterek Arap yöneticilere dedi ki: ''Biz gıda istemiyoruz, buğday, su, kıyafet vb. istemiyoruz. Biz uçaklara karşı füzeler istiyoruz.'' ''Bunları alırsak kendilerimizi koruyabiliriz!'' Ne düşünüyorsun, Arap liderler izlemediler mi veya şahit olmadılar mı veya sadece umursamadılar mı?

Hayır, tabii ki izliyorlar ve şahit oluyorlar. Ancak umursamıyorlar. Onlar bu füzelerin(uçaksavarlar) insanların dertlerini sonlandıracağını biliyorlar ancak onlar halkın dertlerini kendi tanımlarına göre bitirmek istiyorlar. Halkın istediği şiekilde değil.

Diğer bir sorum Mary'den, nerede olduğundan emin değilim, o diyor ki; ''İslamcı savaşçılarla Batı arasında bir sulh şansı var mıdır?'' ''Veya bizimle sizin aramızda ölüm, öldürmek ve kan dışında hiçbir şey yok mudur?''

Bu bayan Müslüman değil, öyle mi?

İsimden ve sorudan anlaşıldığı kadarıyla bir Müslüman değil.

Aslında, bugün olanlardan uçsuz bucaksız savaştan etkilenen Batı’dan veya gayri Müslimlerden insanların (programda) mevcut olması iyi bir şey. Ve bazı insanların kutunun dışında düşünmeleri iyi bir şey. Batı ve Avrupa devletlerinin vatandaşlarının zihinlerini içlerinde tutmak istedikleri kutu. Bu kutunun yalnızca bir tane açık noktası vardır. Buradan yalnızca politikayı ve politik amaçları güden hükümetlerin görüşü girer. İnsani veya vicdani bir görüş girmez. Müslümanlar hakkında konuşmadan önce, gazeteciler için geçim kaynaklarını düşünerek değil prensiplerine uygun konuşmaları faydalıdır.

Ben gerçekten bu soru ile çok memnun oldum. Tüm bunların başında diyorum ki ortada Batı’nın bu genel nüfusu anlayışla karşılamak istemediği hakikati vardır. Ve IŞİD'in ideolojisiyle Mücahidlerin ideolojileri arasında fark vardır. Batı’nın Taliban tecrübesine odaklanmak istemediğini gördük. Mesela IŞİD modeline odaklanıyorlar. Yalnızca herkesi öldürmek isteyen ve herkesin onlarla savaşmaya gelmesini isteyen, onlar her yere ateş açmaya hazırlar. Diğer bir elde de Taliban sürecinde, ve Suriye'deki gruplar inandıkları ve kendisi için savaştıkları Kuran'da üst anayasada bahsedilen bir konumu kabul ettiler. (Kur'an-ı Kerim): ''Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.'' Maalesef, Batı medyası bu resme ışık tutamıyor. Bunun yerine bahsettiğim aşırılığın resmini piyasaya sürmektedirler. Onlar yalnızca tek görüş oldukları izole edilmiş bu sandık içerisinde yaşamak istemektedirler.

Fikrim odur ki onlar bu röportajı bile olduğu gibi yayınlamazlar. Herhangi bir gazetenin veya derginin bu sözleri yayımlaması imkansızdır. Onlar bu sözlerin kendi halklarına ulaşmasını istemiyorlar. Onlar yalnızca savaşın devam etmesini istiyorlar. Kapitalizmin prensipleri üzerine petrol savaşlarının devam etmelerini istiyorlar. Çünkü onlar kendi silahlarını satmak istiyorlar. Ve bu (savaş), bir gelir kaynağıdır. Maalesef bu masumların, çocukların ve kadınların kanlarının olması üzücüdür. Amerika, Avrupa, Rusya gibi devletler bunlardan (kandan) kar amacı gütmektedirler. Onların hepsi silahları imal etmektedirler. Eğer bir savaş yoksa, onlar bu silahlarla ne yaparlar? Sadece stok yapabilirlerdi ve bunu istemiyorlar. Bu yüzden terörizmle savaş veya başka herhangi bir isim altında savaşları ateşlemek zorundalar.

Bizim konuştuklarımızın işitilmiş olmalarını istemiyorlar. Suriye'deki tüm gruplar bugün diyor ki: ''Müslümanlar olarak ve dinimizin adaleti ve hürriyeti altında yaşamak için biz Suriye'nin özgürleşmesi ve bizi yönetecek İslami bir sistemin ikame edilmesi yolunda savaşıyoruz.'' ‘’Uğrunda yaratıldığımız şey için’’ Onlar bu konuşmanın duyulmasını istemiyorlar. Ben de soruyu soran şahsa ve tüm bağımsız medyaya diyorum ki: “Savaşları büyüten bu hükümetlere bakın. Ve maalesef onları seçenler sizlersiniz. Bir kısmından siz sorumlusunuz. Bir insan olarak sorumluluk üstlenin. Ben İslami sorumluluk demiyorum çünkü siz Müslüman değilsiniz. Ama kandan, zulümden nefret eden bir insan olarak siz gazeteciler olarak sorumlusunuz.  Seçtiğiniz bu hükümetlere bakmalısınız, siz problemin haricinde değilsiniz. Ordularınız, savaş uçaklarınız ve askerleriniz var ve savaşıyorsunuz.

Burada, Suriye'de, el-Kaide ile bağlantılı bir tane grup vardı, Nusret Cephesi. Aslında buna rağmen el Kaide & Nusret Cephesi şunu beyan etti: ''bizim savaşımız Suriye'nin içindedir'' (ve batı ile veya ABD ile değildir), Amerika ise hala onları vurmakta ısrar etmektedir. Ardından (NC) dediler ki; ''biz artık el Kaide değiliz, Fethuş Şam Cephesiyiz'', ABD onları vurmaya devam ederken onlar da dediler, onlar ÖSO ile karışık bir grup haline geldiler. Bakın bütün bu gruplar bu mazlumhalkın kendi kimliğiyle, İslâm’ıyla, yüce Allah’ın şeriatıyla yönetilmesini istiyorlar. Ancak Amerika, onları bırakmak istemiyor. Soruyu soran elini yaraya işaret etmiş. Şimdi ilâcı aramak kalmış. İlâc(çözüm) ise Müslümanların ülkelerini silahlarını denemek için tiyatroya çevirmiş ve ürünlerini sunmak için pazara çevirmiş bu hükümetlerde. Özgür medyacıları ve halklarını susturmak için bunları güzel renklere boyayarak örtüyorlar.

Ben şimdi sana bir soru sormak istiyorum ama başka bir taraftan. Senin bakış açından soruyorum ama senin görüşünü değil. Senin İslâmi grupların üyelerinden görüp şahitlik ettiğin şekliyle onlar Batı ile devamlı bir savaş istiyorlar mı yoksa Batı ile sakinlik(barış) mı istiyorlar?

İslâm’da savaş, başlı başına [ulaşılması gereken] bir amaç değildir. Bu önemli bir mesele. İslâm’da savaş kendi başına bir amaç değildir. Bu sebeple Peygamber s.a.v. demiştir ki: “Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin. Allah’tan afiyet dileyin. Ancak eğer imtihan edilirseniz(düşmamla karşılaşmayla) sebat edin. Yani eğer savaş size zorunlu olmuşsa uyur haldeyken ölmeyin. İnsan prensipleri ve hedefleri için ayakta ölür. Ancak bunu temenni etmeyin. Savaş dinimizde son seçenektir. Hatta Peygamber s.a.v. zamanında sahabelerine: “Eğer bir topluluk ile karşılaşırsanız onlara İslâm’I gösterin.”

Bizler akan kanları görmekten lezzet almıyoruz. Vücut parçaları görerek de mutlu olmuyoruz. Biz temenni ediyoruz ki Suriye’deki ve her yerdeki Müslüman halkların aziz, kerim ve özgür olarak dinine gore yönetilmesini istiyoruz.

Tamam şimdi yeni bir sorumuz var. Muhammed’ten. Bazı insanlar diyor ki: “Mücahitler kazanamaz çünkü mücahitler bir yeri ele geçirdiğinde rejim, Rusya ve destekçileri orayı bombalıyorlar, yıkıyorlar ve halkı öldürüyorlar. Cihad niye durmuyor?”

Güzel bir soru. Hakikaten cihadın sonucunun iki seçenekten biri olduğu teorisine katılmıyorum. Teoride önünde iki seçenek var: “Ya koyun gibi yaşayacaksın ve sopalarla yönetileceksin ya da yok edileceksin. Kazanma seçeneğin yok.”  Bu teori, şer’an, vakiî olarak ve tarihsel olarak da doğru değildir. Örneğin tarihte, kendi haklarını ve prensiplerini savunmuş grupların birçok konuda başarı sağladığını görürüz. Mesela Bosna, Sırp işgâli sırasında direnerek savundular kendilerini ve bazı taleplerine ulaşmayı başardılar. Ancak direnmeselerdi tümüyle bir Sırp işgâline uğrayacaklardı. Afganistan’da da direndiler ve tamamiyle yok edilemediler ve sonra da hedeflediklerinin bir kısmına ulaştılar. Osmanlı Halifeliği’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra doğusundan batısına parçalanmasından sonra sultanın  [Vahdettin]… -vallahi ismini unuttum şu an-  emriyle savaştılar. Ve Yunan, İngiliz ve Fransızlar her yeri işgâl etmişlerdi. 4 senelik bir direnişten sonra Türk Devleti ile bir anlaşmaya vardılar. Ve bazı bölgelerini kurtarmış oldular. Yani savaş, bir neticeye ulaştırmıyor değil. Türkiye’nin düzenli bir ordu olmadan 4 senelik direnişinin ardından hilafetten küçük bir parçaya -büyük ve geniş- Türkiye devletine ulaştılar. Birçok bölgede insanlar direnebilir. Evet, savaş ve yıkımın bedelini ödeyecektir. Ancak babalar bu bedeli ödeyecekler ki torunlar bunun faydasını görsün, semeresini toplasın.  Eğer Müslüman babalar, fedakârlık gösterip kutsallarını korumak için direnmeselerdi; Müslümanlar şu anki konumda olamazdı.

Bakın şu anda Müslümanlara listenin sonundalar ve 3. Dünya ülkeleri olarak adlandırıyorlar. Müslümanlar olarak zillet içinde kalmamıza hükmedilemez hayır. Allah “Sizler üstün olanlarsınız eğer müminlerseniz.” diye buyurmuştur. Tarihsel olarak bahsetmiştim şimdi şer’i olarak. Allah subhane ve teala buyuruyor ki: “Nice az sayıda bir birlik Allah’ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir.” [Bakara 249] Ancak bedel olmadan olmaz. Nu yüzden Allah subhane ve teala “Allah sabredenlerle beraberdir.” demiştir. Ümmetin mazlumların fedakarlıkları olacak ki hukukunun bir kısmını muhafaza edebilsin. Hatta hayvanlar dahi saldırıya uğradıklarında direnirler. Aslanın saldırmak için sürüye ulaştığında sürünün bir araya gelerek kendilerini koruduklarını görmez misin? Ve bilirler ki ona karşı güçleri yetmez. Ama çoğu zaman aslan başarısız olur ve hatta bu hayvan sürüleri haklarını korumuş olurlar. Yani insaoğlu başlarının üzerinde sopa ve hakları olmadan yiyip içerek yaşamayı kabul etmez. Bölgeleri yıkılacak, her zaman ödenecek bir bedel olmalı. Ama bu fedakarlıkların semeresini torunlar ya da sıradaki nesiller tarafından toplanır
Kaynak : ISLAH HABER

Haber var islah eder, haber var ifsad eder
************ Sponsor Reklam Alanı; ucuz uçak bileti al | Kek kalıpları |